Afgan dosyasının anahtar arabulucusu Katar’ın yeni imtihanı: Doha sorumluluklarının altından kalkabilecek mi?

Katar, 30 Ağustos Pazartesi günü Türkiye, Avrupa Birliği (AB), NATO ülkeleri, ABD, Kanada, Fransa, Almanya, İtalya ve Japonya ile birlikte Afganistan’ın geleceğinin tartışıldığı online toplantıya katılan ülke olarak dikkat çekti. Dünya siyasetinde farklı nitelikleriyle ağırlıkları bulunan bu devletlerin yanında Katar’ın da toplantıda yer alması ayrı bir değerlendirmeyi hak ediyor.

Katar’ın bu toplantıda yer alması, Doha yönetiminin Taliban ile ABD arasındaki müzakerelerde üstlendiği etkin rol üzerinden analiz edilebilir. Ancak bölgede yaşanan gelişmeler Doha yönetiminin belli bir müzakere süreciyle izah edilemeyecek bir inisiyatif aldığına işaret ediyor. Esasen Katar, dünya diplomasisinde “arabulucu” rolünü stratejik bir perspektifle ele alarak, think-tank çalışmalarına geniş bütçeler ayırarak ve istihbarat çalışmalarına dair geliştirdiği yaklaşımda stratejik bir eksen önceleyerek, uzun süredir bu masada bulunmayı hedefliyordu. Doha yönetiminin Kabil’de on binlerce tutuklunun serbest bırakılması için yürüttüğü diplomatik süreç ve sonuçta bütün tarafların taleplerinin belli bir noktada buluşturulması aslında bu noktada serdedilen uzun soluklu çabaların görünür olduğu ilk örnekti. Üstelik Taliban yönetimini yıkmak için 2001 yılında Afganistan’ı istila eden ABD masanın bir tarafındayken, Afganistan’daki işgale karşı 20 yıldır savaşan Taliban da masanın diğer tarafındaydı. Açıkça ifade etmek gerekirse, aralarında “kan” bulunan iki aktörü bir müşterekte buluşturabilme becerisi, Katar’ı dünya siyasetinin merkezi güçleriyle aynı masaya oturttu.

Katar’ın rolü temelde Afganistan dosyasında müttefiklere duyduğu ihtiyaca da işaret ediyor. Esasen bölgede Katar’la birlikte pek çok dosyanın parçası konumundaki devletlerin bu süreçte Doha yönetimiyle koordinasyon içerisinde olması sürpriz olmayacaktır.

Katar neden hâlâ masada?

Katar bu rolü başarıyla üstlendi ve süreç artık tamamlandı. Müzakere süreci boyunca devrik Kabil yönetimini muhatap kabul etmeyen Taliban artık Afganistan’ın tümüne hâkim. Öyleyse Katar neden büyük güçler tarafından hâlâ masada tutuluyor? Çünkü dünyanın Kabil’de fiilen iktidarda olan Taliban’a dair güvenilir bir garantöre duyduğu ihtiyaç sona ermiş değil. Aynı şekilde 20 yıldır işgal altındaki Afganistan’ın güvenli bir gelecek için itimat ettiği bir arabulucu devlete duyduğu ihtiyaç aşikâr.

Bu bağlamda Katar’ın bu imtiyaza neden sahip olduğunu anlamak mevcut durumun geçmişine dair isabetli bir bakış açısına sahip olmayı gerekli kılıyor. 2013 yılı bu bağlamda hem askeri ve siyasi açılardan Taliban’ın yeni bir stratejiye geçmesi hem de Doha’da bir temsilcilik açmasından ötürü ehemmiyet arz ediyor. Bu, aynı zamanda Obama yönetiminin Afganistan stratejisinin ülke elitlerinde ciddi şekilde tartışıldığı bir dönemdi. Afganistan’da demokratik bir ulus inşa etme vizyonunu terk eden ABD’nin bu dönemdeki önceliği, Afganistan’da kendi çıkarlarını koruyacak yetkinlikte bir ulusal ordu kurabilmekti. Ne var ki bu yöndeki gayretler de 2013 yılından itibaren Taliban’ın gerilla savaşını daha da agresif bir seviyeye taşımasından ötürü pek müspet neticeler vermedi. Nitekim ABD’nin milyarlarca dolar harcadığı Afgan Ulusal Ordusu Taliban’a karşı ülkenin hiçbir bölgesini savunamadı. Bu hususları ifade etmek önemli, zira Doha’daki siyasi ofisin önem kazanması ve Katar’ın üstlendiği arabuluculuk rolüne ABD’nin bir anlamda mecbur kalması, temelde sahada kaybediyor olmasıyla ilgiliydi. Ancak Katar’ın rolü burada başlamadı. Taliban’ın devrik Kabil yönetimiyle doğrudan müzakere etmek yerine esas muhatap olarak Washington’ı seçmesi, özellikle Afganistan siyasi denkleminde bir konumu bulunan Kabil hükümetiyle süreçleri yürütecek bir diplomatik aktör gerektiriyordu. Katar bu yönleriyle dosyanın merkezindeki konumunu iyiden iyiye sağlamlaştırırken aynı zamanda Afganistan dosyasıyla ilgili jeopolitik, jeostratejik ve istihbarat perspektifini genişletmeye fırsat buldu. Bu nedenle Katar Afganistan dosyasında fiilen diğer ülkelerden farklı bir konumda yer aldı.

Özellikle Afrika’da ve hatta pek çok düşük nüfuslu Arap devletinde Çin’in insan kaynağı destekli teknik varlığı ortadayken, Afganistan’ın bu zeminde farklı bir ittifak tarafından desteklenmesi, bölgenin geleceği açısından önemli bir potansiyele sahip.

Elbette Katar’ın bu rolü başarıyla icra edebilmek için diplomatik yaklaşımında devreye aldığı bazı detayları da ifade etmek yerinde olacaktır. Katar, Taliban’ın ülke geleceğindeki rolünü yukarıda anlattığımız farkındalıktan ötürü en erken anlayan ülkeler arasındaydı. Doğal olarak Taliban’a karşı yaklaşımında sağladığı siyasi himayeyi vesayet olarak kullanmaması belki de en dikkat çekici unsurdu. Doha yönetimi bu süreçte Taliban’ı bir aktör olarak kabul etti, kendi çıkarlarını yahut iradesini dayatmadı, hareketin politik unsurlarını küçümsemedi ve aynı zamanda sorunlarla ilgili Taliban’a sürekli sorumluluk yüklemedi. Müzakereler boyunca güven inşasının en zor kısmı, Doha’nın sahip olduğu diplomatik esneklik sayesinde beklenenden de kolay aşıldı. Anlaşılan o ki Katar, 20 yıldır ABD ile savaşsa da aslında insan kaynağı yönüyle 40 yıldır savaşta olan Taliban’ın ve dolayısıyla Peştunların içinde bulunduğu sosyo-psikolojik gerçekliği doğru değerlendirme çabasındaydı. Taliban’ı savaşa zorlayan sebeplerin anlaşılması ve taleplerinin doğru zeminde değerlendirilmesi aslında böyle bir güvenin inşasını icbar etmekteydi ve Katar bu rolü yüksek bir performansla icra edebildi.

Katar’ın müzakere stratejisi

Peki Katar bu süreci nasıl yürüttü? Burada ifade etmek gerekir ki, Katar müzakere ekibi hem kendi entelektüel kaynakları üzerinden Afganistan ile ilgili sürekli bilgilendiriliyor hem de devam eden görüşmeler boyunca ülkenin gerçekliğini doğrudan müşahede etme fırsatı yakalıyordu. Bu nedenle Doha yönetiminin müzakere ekibi Afganistan sosyolojisinin anahtarı konumundaki etnik ve mezhepsel ayrım noktaları ile bu ayrımların sahadaki karşılığını layıkıyla idrak edebildi. Aynı zamanda ülkedeki aşiret sosyolojisini yakından tanıması nedeniyle masada ayrıcalıklı bir konuma sahip oldu. Bu kapsamda Afganistan’daki politik aktörlerin Katar’ın arabuluculuğunu kabul etmesi de büyük oranda bu entelektüel ve objektif tutumla birlikte değerlendirilmeli. Esasen tarafların, rol üstlenmek isteyen pek çok Arap devleti ve son olarak Türkiye yerine Katar’ı tercih etmesi bu geçmişin ışığında analiz edilmeli. Burada bahse konu devletlerin eksiklerinden ziyade Katar’ın Afganistan sorununa ilişkin geçmişten beri sahip olduğu tutumdan ötürü tercih edildiği kaydedilmeli.

Katar’ın uluslararası tarafların tümüne erişebilmeye imkân tanıyan kapasitesi ve bu kapasitenin temelindeki olumlu ilişkiler, müzakere sürecinde Doha’yı güçlendiren bir diğer faktör oldu. Bu faktörün Afganistan’ın geleceğine nasıl etki edeceğini söylemek şu an için mümkün değil. Batılı devletlerin Katar’ın rolüne dair güvenlerini sıklıkla ifade etmeleri, NATO güçlerinin tahliye operasyonlarının akabinde ABD, İngiltere, Japonya, Portekiz ve İtalya Dışişleri Bakanlarının Doha’ya yaptıkları ziyaretler ve bu ülkelerin büyük kısmının büyükelçiliklerini Kabil’den Doha’ya taşımaları, Katar’ın Afgan dosyasındaki belirleyici rolünü iyiden iyiye tahkim etti.

Doha yönetimini bekleyen zorluklar

Katar’ın bu başarısını ifade ederken değinilmesi gereken diğer bir nokta ise her diplomatik başarının Doha yönetimine yeni sorumluluklar yüklediği gerçeğidir. Bu kapsamda Katar yönetimini bekleyen pek çok zorlu süreç olduğunu ifade etmek gerekiyor.

Afganistan’da bütün tarafların yönetime katılması, ülkede yeni bir çatışma yahut iç savaşa yol açmayacak biçimde muhaliflerin ve aşiret gruplarının yeni döneme adaptasyonunun sağlanması öncelik arz ediyor. Uluslararası tarafların önemli bir bölümünün Taliban’ı ve müstakbel Afgan hükümetini tanımak için ortaya sürdüğü şartlar da yine zikredilmeye muhtaç. Pek çok devlet, Afganistan’da yeni kurulacak kalıcı hükümeti tanımak için Taliban’ın tutumunu izleyeceğini, siyasi süreci değerlendireceğini, ülkedeki güvenlik perspektifi ve insan hakları yaklaşımlarını gözlemleyeceğini ifade etti. Dolayısıyla Katar’ın yakın zamanda Afgan dosyasının geleceğine dair belirleyici bir konumda olacağını söylemek mümkün. Zira buradan alınacak sonuç aslında müzakere sürecinin Afgan dosyasındaki nihai amaçlarına ulaşabilmesi açısından özel bir önemi haiz.

Afganistan’da özgürlükler ve insan hakları alanındaki sorunlara dair Taliban’ın temel yaklaşımı olumlu görünse de sürecin izleneceği bir gerçek. Taliban’ın ülkedeki herkese, geçmişte hangi tarafla hareket etmiş olursa olsun, genel siyasi af sözü vermesi önemli bir adım olsa da yeterli görülmüyor. Zira kurulacak yeni rejimin nasıl bir usulle hareket edeceğine dair bilinmezlik, ülkeyi 20 yıl işgal altında tutan güçlerle pek çok zeminde beraber hareket eden Afgan vatandaşları için tedirginlik oluşturuyor. Bunların içerisinde Batılı istihbarat örgütleri için çalışmış olan ve belki de hâlâ çalışanlar, Batılı sivil toplum kuruluşları adına aktif faaliyet gösterenler ve ülkede örgütlenen kadın hareketlerine bağlı unsurlar en başta kaydedilmesi gerekenler.

Öte taraftan başta DEAŞ olmak üzere ülkede tehdit potansiyelini muhafaza eden pek çok silahlı örgütten söz etmek mümkün. Neredeyse herkesin silaha erişebildiği Afganistan’da Batılı zihnin tahayyül ettiği bir güvenlik toplumunun inşası, beklenenden daha zor. DEAŞ’ın Kabil Havalimanına yönelik gerçekleştirdiği ve 180 kişinin ölümüne sebep olan saldırı, gelecekte olabileceklerin sadece bir fragmanı olarak değerlendirilebilir. Nitekim saldırının hemen ardından New York Times’da yayınlanan bir haberde ABD’li yetkililere dayandırılarak aktarılan bir husus ehemmiyet arz ediyor. Buna göre Washington, tüm ülkedeki ajan ağlarını ve istihbarat istasyonlarını kaybettikten sonra Afganistan’daki fiili duruma dair güvenlik planlarını yenilemeye ihtiyaç duydu.

Taliban hareketinin Afganistan’da kazandığı zaferin ve Kabil’de kalıcı olarak kontrolü ele almasının ardından örgütün siyasi ofisinin Doha’dan Kabil’e taşınması seçeneği de ayrıca değerlendirilmeli. ABD ve Batılı ülkelerin talep ettiği geçiş sürecini yönetecek ulusal hükümetin kurulmasıyla ilgili Katar’ın rolü halihazırda sadece hareketi değil, Afganistan’ın tümünü etkilemeye namzet. Taliban’ın siyasi ofisindeki kilit isimlerin tümü Afganistan’da ikamet etmekte; Taliban’ın Doha’daki temsil düzeyinin düşmesi ise bölgede Afgan dosyasının geleceğine dair birtakım ihtimaller doğuruyor.

Değişen güç dengeleri

ABD’nin tamamen boşalttığı Afganistan sahasında Çin ve Rusya’nın daha etkin rol üstlenerek ülkedeki fiili güç merkezi konumundaki Taliban üzerinde etkilerini artırmaya çalışmaları belki de akla gelen ilk seçenek olmakla birlikte tek seçenek değil. Hassaten Pekin ve Moskova’nın Kabil’de Taliban hareketiyle doğrudan temas kurmakta gecikmemesi, uluslararası toplumun baskısına karşın yeni sürece dahil olmaktaki istekli görüntüleri kayda değer bir farklılık oluşturuyor. Batı ittifakının Taliban’a dayattığı ve aslında yakın gelecekte ülkede politik sorunlara yol açması muhtemel meşruiyet sorununa zemin olabilecek şartlara karşın iki ülke oldukça realist bir perspektife sahip. Taliban’ın ihtiyaç duyduğu uluslararası meşruiyet ve diplomatik himaye karşılığında bu iki devlete ülkedeki çıkarlarını maksimize edecekleri alanı açması muhtemel.

Yine burada zikredilmesi gereken bir diğer zorluk, Taliban hareketinin iç ve dış liderlik halkalarından kaynaklanan doğal rekabetin sahaya yansıması. Esasen hareketin fiili gücü konumundaki silahlı tabanı ve liderliği Afganistan’da ikamet ederken, siyasi güç merkezi ise ülke dışındaydı. Yakın geçmişe kadar bu merkez Doha’daydı ve dünya devletleriyle siyasi iletişimle birlikte hareketi de iktidara hazırlayan bir rolü üstlenmekteydi. Bu noktada, her ne kadar diğer benzeri örneklerde olduğu kadar belirgin değilse de iki kanat arasında rekabet mevcut. Taliban’ın siyasi çalışmalarında ülke dışındaki politik temsilcilerinin etkilerinin azalması ve güç merkezinin tekrar Kabil’e dönmesiyle birlikte kritik aşamalarda da karar merkezi doğal olarak değişecektir. Şu an için bu değişimin sonuçlarını öngörmek çok zor olsa da Afganistan’da istediği sonuca ulaşmak isteyen dış aktörlerin üzerine gideceği ayrım noktalarından birinin bu olacağı tahmin edilebilir.

Katar’ın rolünü sürdürebilmesine dair önemli hususlardan bir diğeri ise Afganistan sahasında kart olarak kullanabileceği çıkarlar ve masada verebileceği tavizlerle ilgili. Taliban’ın bu süreçle ilgili Katar’a özel bir şükran duyduğu açık, fakat hareketin içerisinde bulunduğu zorluklardan ötürü Doha’nın daha fazla çaba göstermesi zaruri hale gelebilir. Çünkü Katar’ın münhasır arabulucu rolüne devam edebilmesi için diğer ülkelerin Taliban’a sağlayamadığı maddi destek, politik rol, teknik destek ve uluslararası garantiler gibi hususlarda etkin rol alabilmesi bir noktadan sonra doğal bir beklenti halini alacaktır.

Genel bir sorun olarak Taliban’ın siyasi liderlerinin Afganistan’da kalıcı olarak ikamet etmeleri ihtimali, Katar’ı iki yoldan birini seçmeye itiyor: Doha bu süreçte ya Kabil’de kalıcı olacak bir Dışişleri Bakanlığı ekibi istihdam etmek ya da Taliban hareketinin siyasi liderleri içerisinde karar alma salahiyetine sahip olanlardan bir kısmını Katar’a dönmeye ikna etmek zorunda. Burada Katar’ın Afganistan’daki sorunları çözmeyi mi önceleyeceği yoksa yeni dönemde uluslararası arabulucu rolünü mü üstleneceği, kendi açısından stratejik bir karar olarak önünde duruyor.

Katar bundan sonra ne yapabilir?

Doha yönetimi Taliban’ın kontrolü altındaki yeni rejimin teşkili sürecinde Afganistan’da bir ulusal mutabakata erişilmesi için kritik roller üstlenebilir. Zira Afganistan’da kurulacak yeni hükümetin veya yeni siyasi rejimin uluslararası tanınırlık elde edebilmek için bir arabulucu devlete ihtiyaç duyması kuvvetle muhtemel. Bu noktada bu rolü üstlenmesi beklenecek gücün geçmişte ABD ile müzakere sürecinde belli bir seviyede çok taraflı güven elde eden Doha yönetimi olması da şaşırtıcı olmayacaktır. Doha’nın müzakere deneyimi, Afgan toplumunun terkibine ve bileşenlerine dair derin kavrayışı ve aynı zamanda Batı’daki kabul görme endeksi, bu rolün ana adayı olarak Katar’ı öne çıkarıyor.

Taliban hareketi, ülkedeki müstakbel siyasi rejimin çıkarlarını doğal olarak azami seviyeye getirmek isteyecektir. Bunun için de Afganistan’daki ekonomik ve politik imkânları kart olarak kullanması, bu kartları ülkenin altyapısını tekrar inşa etmek ve yatırım süreçlerinde büyük güçlerin desteğini alabilmek için değerlendirmesi makul bir beklenti. Katar’ın bu bağlamda Taliban içindeki etkinliği ve aynı zamanda diğer devletlerin birkaç adım önünde konumlandığı su götürmez bir gerçek. Fakat Katar’ın bölgesel rakipleri konumundaki Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) de doğal olarak Afganistan’a yatırım yaparak Katar’a karşı ülkede etkin bir pozisyon almak isteyeceklerdir. Ancak Afganistan’a fiili fon aktarma hususunda Taliban’a şart sunmaları ve hareketle Doha kadar yakın olmamaları bu süreci uzatacak faktörler. Bütün bunlarla birlikte Taliban’ın bu türden politik rekabetleri Afganistan’ın menfaatleri uyarınca diplomatik ve ekonomik bağlamda karta dönüştürmesi de ihtimal dışı değil.

Katar’ın teknik yardımlar ve yatırımlar üzerinden ülkenin yeniden yapılanmasında üstleneceği rol, Taliban yönetimindeki Afganistan’da asli bir aktör haline gelmesini sağlayabilir. Taliban hareketi bir önceki aşamada finansal bağımsızlığı önemsemiş ve kendi kendisini finanse etmeyi başarmıştır. Ancak örgütten devlete dönüşüm sürecinde sıcak paraya duyulan ihtiyaç önceki dönemle mukayese edilemez ölçekte. Taliban’ın Afganistan’ın ABD tarafından dondurulan ve bir kart olarak Washington tarafından elde tutulan varlıklardan istifade edememesi önemli bir sorun. Diğer taraftan Kabil’de geçici hükümet Merkez Bankası fonlarına erişememekte. Bu durumda Taliban hareketinin Katar’ın mali yardımına ve Çin gibi büyük ülkelerden gelecek doğrudan yatırımlara duyduğu ihtiyaç, gelecek dönemde daha da belirginleşecektir.

Katar yeni süreçte AB gibi uluslararası kuruluşların ve aktörlerin Afganistan’a mali yardımlarını kesmesinden önce Taliban’a sunduğu insan hakları koşullarıyla ilgili rol üstlenmesi muhtemel bir güç olarak öne çıkmakta. Bu bağlamda Taliban’a insan hakları, sürekli kalkınma ve acil ihtiyaçları karşılayan bir yol haritasının sunulabilmesi hususlarında Doha yönetimi daha da önemli bir aktör halini almış durumda. Doha yönetimi bu süreçte Birleşmiş Milletler (BM) ajanslarının talepleri üzerine Afganistan’a gönderilecek yardımlarda da aracı rolü üstlendi. Bu rolün gelecekte daha da genişlemesi muhtemel.

Bölgesel etkiler

Taliban’ın elde ettiği başarının Orta Asya’da Katar’ın da desteklediği bir “Sünni eksen” oluşturmak için politik olarak değerlendirilmesi de imkân dışı değil. Pakistan, Tacikistan, Kazakistan ve Türkmenistan gibi ülkeler ile Afganistan arasında yakın iş birliği ve politik ittifakların teşekkül ettirilmesi, bölgede eskisi kadar zor görünmüyor. Katar’ın ekonomi, iş birliği, petrol, gaz, madencilik, bankacılık ve tarım sanayisi gibi alanlarda yatırımlara ağırlık vererek diplomatik rolünü genişleteceğine dair emareler görülmekte.

Batılı ülkelerin Afganistan’daki bazı çıkarlarını korumak ve Taliban’la birlikte değişen koşullara uyumlu hale getirebilmek için ülkedeki güvenlik sektörü de ayrı bir öneme sahip. NATO güçlerinin ülkede üstlendiği rolü Türkiye’nin alması, Kabil Uluslararası Havalimanının yönetimi, ayrıca güvende ve işler tutulması bu bağlamda akla ilk gelen hususlar. Katar’ın Eylül ayı başında Kabil’e havalimanının faal hale gelebilmesine yönelik mevcut ihtiyaçları değerlendiren bir teknik ekip göndermesi esasen bu ihtiyaca karşılık üretilmiş bir cevaptır.

Öte yandan Katar, Taliban’ın Afganistan dışında askeri faaliyetlere dahil olmayacağı veya topraklarında uluslararası sistemin muarızı görülen İran yahut Çin gibi ülkelere karşı düşmanca faaliyetleri desteklemeyeceğine dair uluslararası garantiler sağlayabilecek bir konumda bulunuyor.

Doha, Taliban hareketinin devleti yönetebilmesi için ihtiyaç duyduğu insan kaynağının yetiştirilmesinde de rol almaya namzet bir konumda. Bakanlıklar ve hükümetin yönetimi için gerekli kamu yönetimi bilgisiyle donatılmış kadroların yetişmesi için Katar ve Türkiye’nin başat rol oynaması beklenmekle birlikte, bu süreçte iki ülkenin müttefikleri yahut sivil toplum kuruluşları da yükü paylaşmaya aday görünüyorlar.

Son olarak, Afganlar ve uluslararası toplum nezdinde kabul gören bir tarafın saha müdahalesi gerektiren sivil meseleler yahut askeri konularla alakalı lojistik destek sağlaması da Afganistan için gerekli bir diğer husus. Burada üstlenilecek rol bir hava köprüsü niteliğindeki uçak filosunu gerektiriyor. Doha yönetimi Afgan mültecilerin dönüşü, Batılı ülke vatandaşlarının ülkelerine dönüş süreçleri, BM’ye akredite süreçlerin yönetimi ve tahliye operasyonlarında üstlendiği rolle birlikte uluslararası yetkinliğini de ortaya koydu. Katar’ın bu süreçte tahliye operasyonlarının yüzde 40’ını tek başına üstlenmesi bu yetkinliği tescil eden kesin bir veridir.

Yukarıda özetlenen fırsatlar ve sorunlar içerisinde Katar’ın rolü temelde Afganistan dosyasında müttefiklere duyduğu ihtiyaca da işaret ediyor. Esasen bölgede Katar’la birlikte pek çok dosyanın parçası konumundaki devletlerin bu süreçte Doha yönetimiyle koordinasyon içerisinde olması sürpriz olmayacaktır. Zira Katar’ın diplomatik ve teknik yeteneklerini Afganistan özelinde yaygınlaştırılabilmesi için insan kaynağı noktasında desteklenmeye muhtaç olduğu da kaydedilmeli. Özellikle Afrika’da ve hatta pek çok düşük nüfuslu Arap devletinde Çin’in insan kaynağı destekli teknik varlığı ortadayken, Afganistan’ın bu zeminde farklı bir ittifak tarafından desteklenmesi, bölgenin geleceği açısından önemli bir potansiyele sahip.

[Abdullah Altay İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı İnsani Diplomasi Uzmanıdır]

“Görüş” başlığıyla yayımlanan makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansı’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.

You may also like...

Bir cevap yazın