Afganistan’da Taliban idaresinin bölgesel ve küresel etkileri

Taliban güçlerinin 15 Ağustos 2021’de Afganistan‘ın başkenti Kabil’e girmesi ve fazla bir direnişle karşılaşmadan kontrolü ele geçirmesi, sadece bu ülke için değil aynı zamanda bölgesel ve küresel siyaset bakımından da çok önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilmeli.

Küresel açıdan bakıldığında Afganistan geçmiş ve günümüzde büyük güçlerin arasında bir tampon bölge işlevi görmüştür ve bu durum günümüzde de devam ediyor.

Bilindiği üzere Afganistan, 11 Eylül 2001’de ABD’nin New York kentinde İkiz Kuleler’e yapılan saldırıdan bir ay sonra teröre destek veren ülke suçlamasıyla ABD tarafından işgal edilmişti. Dönemin ABD Başkanı George W. Bush, Washington Antlaşmasının 5’inci maddesine göndermek yaparak NATO ülkelerini Afganistan operasyonuna katılmaya zorlamıştı.

ABD’nin Afganistan operasyonunun hedefi hala esrarengizliğini koruyor

İkiz Kuleler’e yapılan saldırı ile El Kaide örgütünün faaliyetlerinin Afganistan’la irtibatlandırılması arasında isabet olup olmadığı tartışmaya açık bir husus. Zira burada ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’na katılımına kapı aralayan, Japonya’nın 6 Aralık 1941 tarihli Pearl Harbor baskını benzeri bir durum söz konusu. ABD, İkinci Dünya Savaşı’na katılmak ve eski dünya üzerinde hükümranlık emellerine ulaşmak için Pearl Harbor’da bir saldırı yapılacağından haberdar olduğu halde bunu engellememişti. İkiz Kuleler olayında da benzer bir durum söz konusu. İkiz Kuleler saldırısının ABD’nin dış dünyadaki askeri faaliyetlerine kamuoyu desteği sağlamak için kurgulandığı, sonrasında uygulanmasına göz yumulduğu, hatta örtülü destek verildiği ifade edilegelmekte. “911truth.org” adlı sitede açık biçimde ortaya konulduğu üzere, İkiz Kuleler saldırısı hakkında görgü tanıkları, istihbarat uzmanları ve çelik konstrüksiyon inşaatı yapanların ortak kanaati, ABD hükümetinin olayı bizatihi kurguladığı ve yönlendirdiği şeklinde. Amaç, Orta Asya coğrafyasını Rusya etkisinden kurtarmaktı.

Afganistan’da yaşanan gelişmeler, özellikle Taliban’ın başkente girmesi ve havalimanından tahliye görüntüleri tüm dünya tarafından yakından takip edildi. Taliban’ın başarısını “ABD emperyalizmine karşı direnen Afgan halkının mücadelesi” şeklinde nitelendirenler de oldu, “Afganistan’da sonu gözükmeyen yeni bir kaos dönemi başladı” şeklinde okuyanlar da. 

Afganistan’a NATO operasyonu İkiz Kuleler’e yapılan saldırıdan bir ay sonra başladı. Hem terörle mücadele edilecek hem de Afganistan yeniden inşa edilecekti. Aradan 20 yıla yakın zaman geçmiş olmasına karşın Afganistan operasyonunun amacının ne olduğu bir türlü ortaya çıkmadı. 2011 yılında Obama hükümeti döneminde Afganistan’dan geri çekilme gündeme geldi. Bu açıklamanın ardından ABD ile Taliban arasında gizli başlayan görüşmeler, daha sonra Katar’ın başkenti Doha’da açıktan devam etti. Müzakerelerde Taliban ile ABD arasında NATO güçlerinin 2021 yılı sonbaharında ülkeden ayrılması ve bir geçiş hükümeti kurulması konusunda mutabakat sağlandı. Fakat sahada yaşanan gelişmeler ve Eşref Gani liderliğindeki merkezi hükümet güçlerinin Taliban karşısında tutunamaması, anlaşmayı kadük bıraktı. Neticede Afganistan’ın önemli kentlerini birbiri ardınca kontrolüne alan Taliban, 15 Ağustos itibarıyla ciddi bir direnişle karşılaşmadan başkent Kabil’e girdi. Cumhurbaşkanı Eşref Gani ise silahlı çatışma yaşanmaması için ülkeyi terk ettiğini açıkladı.

Barış ve istikrar için koalisyon hükümeti gerekiyor

Afganistan’da yaşanan gelişmeler, özellikle Taliban’ın başkente girmesi ve havalimanından tahliye görüntüleri tüm dünya tarafından yakından takip edildi. Taliban’ın başarısını “ABD emperyalizmine karşı direnen Afgan halkının mücadelesi” şeklinde nitelendirenler de oldu, “Afganistan’da sonu gözükmeyen yeni bir kaos dönemi başladı” şeklinde okuyanlar da. Taliban sözcüleri tarafından yapılan açıklamalarda siyasi af çıkarıldığı, kadınların hayatına müdahale edilmeyeceği, herkesin işine gücünü devam etmesi gerektiği belirtiliyordu. Taliban Sözcüsü Süheyl Şahin tarafından yapılan bir başka açıklamada ise Afganistan’daki kadınların çalışma ve üniversite dahil eğitim haklarının devam edebileceğine vurgu yapılıyordu. Bu arada Taliban komutanlarının başkanlık sarayı görüntüleri uluslararası haber ajansları tarafından son dakika gelişmesi olarak aktarıldı.

Afganistan’da Taliban idaresine karşı tek direniş hareketi Penşir vadisinde ortaya çıktı. Eski mücahit komutanlardan Ahmet Şah Mesut’un oğlu etrafında bir araya gelenler Taliban’a karşı mücadele başlattıklarını duyurdular. Başarı şansı olmayan bu tür muhalefet hareketleriyle başa çıkmanın yolu, Pakistan Dışişleri Bakanı Şah Mahmud Kureyşi’ye göre kapsamlı ve geniş tabanlı siyasi uzlaşıdan geçiyor. Bu arada Pakistan’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi tarafından yapılan açıklamada ise Taliban tarafından kurulacak hükümette muhalefete yer verilmesi, aksi durumda etnik ve dini çatışma çıkabileceği belirtiliyordu. Bu tür çağrıların Pakistan tarafından yapılması hakikaten büyük ehemmiyet taşıyor. Zira İslamabad yönetiminin Taliban üzerinde güçlü bir nüfuzu bulunuyor. Nitekim Taliban, Sovyet işgali yaşadığı yıllarda Afganistan’dan kaçıp Pakistan’a sığınan mültecilerin çocuklarına eğitim verilmesi esnasında Pakistan İstihbarat Teşkilatı tarafından kurulmuştu. “Talebeler harekâtı” anlamına gelen Taliban, 1990’lı yıllarda Sovyet işgalinin sona erdiği dönemde Afganistan’da işbaşında olan Mücahitler Koalisyonu hükümetinin başarısızlığı üzerine toplumsal tabanını güçlendirmişti.

İkiz Kuleler’e yapılan saldırı ile El Kaide örgütünün faaliyetlerinin Afganistan’la irtibatlandırılması arasında isabet olup olmadığı tartışmaya açık bir husus. Zira burada ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’na katılımına kapı aralayan, Japonya’nın 6 Aralık 1941 tarihli Pearl Harbor baskını benzeri bir durum söz konusu.

Afganistan’da ulusal uzlaşma sağlanabilecek mi?

İçerisinde başka milletlerden kişilerin de yer almasına karşılık Taliban temelde bir Peştun siyasi hareketi hüviyeti taşıyor. Peştunlar, 38 milyonluk Afganistan nüfusunun yüzde 42’sini teşkil ederek en kalabalık etnik grubu oluşturuyorlar. Afganistan ile Pakistan arasındaki sınırın (Durant hattı) Pakistan tarafında da Peştunlar yaşıyor. Tacikler yüzde 27 ile Afganistan’da ikinci en kalabalık grup. Özbeklerin nüfus içerisindeki oranları ise yüzde 9 seviyesinde. Şii olan Hazaraların oranı da aşağı yukarı Özbeklerle aynı seviyede. Farsça konuşan Tacikler ve Şii mezhebinden olan Hazaralar, İran’ın Afganistan’daki doğal müttefikleri konumunda. Ülkede nüfus içerisinde oranları daha düşük olan milletler ise Beluciler, Aymaklar, Pamirler ve Kırgızlar olarak sıralanıyor. Bir Afgan üst kimliğinin tesis edilemediği ülkede buna rağmen etnik gruplardan hiçbiri ayrılıkçı bir hedef peşinde değil. Tacikler ve Özbekler hiçbir şekilde bulundukları coğrafyada irredentist (kaybedilen toprakları geri almak isteyen) bir yaklaşım içerisinde olmadılar. Kendi bölgelerinin Tacikistan’a ve Özbekistan’a katılması yönünde bir eğilim ortaya çıkmadı. Bu açıdan bakıldığında Afganistan’da yaşayan halklar arasında zımnî/örtülü biçimde toprağa bağlılık ve yurtseverlik, en güçlü siyasi eğilim olarak dikkat çekiyor.

Bu arka plan bilgilerinin ardından Taliban’ın ikinci kez başkent Kabil’i kontrol altına alması ve Afganistan’da başat güç olarak yönetimi ele geçirmesinin etkilerini küresel, lokal, çağdaş İslami siyasi hareketler boyutu bakımından ve son olarak da Türkiye açısından olmak üzere dört başlık altında incelemek gerekiyor.

Afganistan küresel güçler arasında bir tampon bölge

Küresel açıdan bakıldığında Afganistan geçmiş ve günümüzde büyük güçlerin arasında bir tampon bölge işlevi görmüştür ve bu durum günümüzde de devam ediyor. On dokuzuncu yüzyılda Rusya ve İngiltere arasında Afganistan üzerinde hakimiyet tesis etmek için yürütülen mücadele “Büyük Oyun” şeklinde adlandırılmıştı. Daha yakın zamanlarda 1979 yılında SSCB’nin Afganistan’ı Brejnev doktrini çerçevesinde işgal etmesini de hatırlamak gerekir. Bu işgal, bir yandan kadim Rus politikası olan sıcak denizlere inme girişimi olarak değerlendirilebilir ama öte yandan da George F. Kennan tarafından kurgulanan “SSCB’yi çevrelemenin” yarılması olarak yorumlanmaktadır. 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından Afganistan’a yönelik operasyonun ileri sürülen amacı “terörle mücadele” idi. ABD müdahalesinin üzerinde hiç durulmayan boyutu ise ABD’nin Soğuk Savaş sonrası dönemde Orta Asya coğrafyasında etkinlik alanını genişletmeyi hedeflemiş olmasıdır. Bugün geldiğimiz aşamada ise yeni aktör olarak Çin’in Kuşak ve Yol projesi çerçevesinde Afganistan üzerinde etkisini artırma yönünde hareket edeceği anlaşılmakta. Yeni dönemde Çin’in bu girişimine karşılık bölge üzerindeki güç dengesinde Rusya, Pakistan ve Türkiye’nin tutumları ehemmiyet taşıyor.

Yeni bir İslamofobi dalgası olacak mı?

Peki Afganistan’daki aktüel gelişmeleri iç siyasi yapı bakımından nasıl değerlendirmek gerekir? Herkesin üzerinde ittifak ettiği husus son derece yalın ve açık: Afganistan’da huzur ve istikrarın tesis edilebilmesi için yönetim teşekkül ederken Taliban dışı grupları da ihtiva edecek şekilde kurgulanmalı. Aksi takdirde diğer etnik gruplar ve mücahit hareketleri, merkezi yönetimle ihtilafa düşecek ve çatışma yaşanacaktır. Öte yandan Taliban hareketinin lider kadrosu geneli itibarıyla medrese eğitiminden geçmiş kişilerden oluşmakta. Dolayısıyla yönetimde Kuzey ittifakı mensuplarının da yer alması hem meşruiyet sağlayacak hem de kalifiye insan gücünün devreye girmesine kapı aralayacaktır. Bunun yapılması halinde Taliban hakkındaki olumsuz bakış açısı yumuşayacak ve diasporada bulunan Afganistan vatandaşlarının desteği sağlanacaktır. Afganistan’da yeni kurulacak rejimin kaderinin bir avuç din adamına ve Hamid Karzai ve Gülbeddin Hikmetyar gibi eski siyasilerin inisiyatifine terk edilmesi halinde ülkede ihtilaf ve kargaşa devam edecektir.

Bir başka perspektiften Afganistan’da kurulacak Taliban idaresi dikkatlerin çağdaş İslami siyasi hareketler üzerinde toplanmasına neden olacaktır. Eğer Taliban uzlaşmacı bir yaklaşım ortaya koymaz ve katı uygulamalara yönelirse, bu durumun tüm dünyada yeni bir İslamofobi dalgası yaratacağı açık. Bunu öne sürmek için müneccimbaşı olmak gerekmiyor. 11 Eylül sonrasında önce ABD ve ardından Avrupa’da ve dünyanın başka bölgelerinde İslam’ı terör ve şiddet ile özdeş kabul eden düşünce yaygınlaşmış ve tüm Müslümanlar potansiyel tehdit olarak görülür olmuştu. Eğer Taliban yönetimi diğer gruplarla uzlaşma içerisinde, tüm tarafları kapsayacak bir hükümet kurmaktan uzaklaşıp da 1990’lı yıllarda ortaya koyduğu uygulamaları sürdürmeye kalkarsa, İslam dünyasında ve Batı’da yeni bir tartışma başlayacak, çağdaş İslami siyasi hareketlerin ve İslam anlayışlarının geleneksel, selefi/şiddet yanlısı ve diğer versiyonları tartışması başlayacaktır.

Türkiye meydanı Rusya ve Çin’e bırakmayacak

Afganistan’da Taliban’ın iktidara gelmesi Türkiye’nin Afganistan ve Orta Asya politikalarını etkileyecek mi? NATO güçleri içerisinde görev yapan Türk askerlerinin muharip vazife üstlenmediği ve ülkedeki tüm etnik gruplara insani ve teknik destek sağladığı bilinen bir husus. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, yaptığı açıklamada, bu konuya dikkati çekti ve Türkiye’nin başından beri tüm taraflarla diyalog içerisinde bulunduğu ve buna Taliban’ın da dahil olduğunu söyledi. Çavuşoğlu, ayrıca önümüzdeki dönemde Türkiye’nin Taliban ile her konuda birlikte çalışabileceğini ifade etti. Hakikaten Türkiye’nin bundan sonra Taliban yönetimi ile ilişkilerinin nasıl bir seyir takip edeceği, Çavuşoğlu’nun açıklamasında açık bir şekilde yer alıyor:

“ABD oturuyor Taliban ile anlaşma imzalıyor, burada sorun yok. Biz görüştüğümüz zaman sorun var. Kendi menfaatlerimiz için herkesle görüşmek lazım. Bu onları benimsediğimiz, onların yönetimini ya da ideolojisini benimsediğimiz anlamına gelmez. Çin, Rusya ve İran da Taliban ile görüşüyor. Herkes pragmatik davranıyor. Bunlar normal şeyler. Biz Taliban’ın yönetim anlayışını ve rejimini benimsiyoruz demedik. Mesajlarını olumlu karşılıyoruz dedik, temkinli yaklaşıyoruz ve uygulamada da görmek gerektiğini söyledik.”

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, Türkiye’nin yeni dönemdeki Afganistan politikası bugüne kadar bu coğrafyada yürütülen faaliyetlerinin günün koşullarına uyarlanmak suretiyle devam etmesini öngörüyor. Türkiye’nin Afganistan politikası, Taliban’ı aşırı uygulamalardan uzaklaşması ve makul bir çizgiye yönlendirilmesine katkı sağlayacaktır. Öte yandan Türkiye’nin Afganistan’dan tamamen çekilmesi halinde bu coğrafya Rusya ve Çin’in etkisine terk edilmiş olacaktır. Türkiye’nin Afganistan’dan uzak durması aynı zamanda 1990’lardan beri büyük itina ile sürdürdüğü, Rusya ile doğrudan karşı karşıya gelmemek için zaman zaman ağırdan aldığı Orta Asya politikasından da geri dönüş anlamına gelecektir. Türkiye’de hiçbir hükümetin bu tarzda bir politika takip etme lüksü bulunmuyor.

Netice olarak, Afganistan’da önümüzdeki günlerde Taliban’ın tek başına veya diğerleriyle koalisyon içerisinde yer alacağı yeni bir hükümet kurulacak ve sadece bu ülke için değil, küresel ve bölgesel güçler için de yeni bir dönem başlayacak. Türkiye’nin ulusal çıkarları yeni yönetimle işbirliği ve diyalog kurulmasını ve ortak faaliyetler yürütülmesini gerektiriyor.

[Prof. Dr. İrfan Kaya Ülger Kocaeli Üniversitesi İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanıdır]

You may also like...

Bir cevap yazın