Avustralya ‘nükleer güçten’ önce nükleer denizaltılara kavuşacak ilk ülke olacak

Nükleer reaktör yardımıyla güç sağlanarak çalışan nükleer denizaltılar, geleneksel denizaltılara kıyasla performans açısından oldukça yetenekli. Nükleer reaktör tarafından üretilen güç sayesinde sıklıkla yüzeye çıkma ihtiyacı duymayan nükleer denizaltılar, yüksek hızla ve uzun süre kullanılmaya elverişli.

Nükleer teknolojinin yüksek maliyeti ve gideri nedeniyle sınırlı sayıda ülkenin edinebildiği nükleer denizaltıların uranyumla zenginleştirilmiş maddelerin kullanıldığı bomba ve balistik füze atabilecek kapasitesi bulunuyor.

ABD’nin ilk nükleer denizaltı USS Nautilus’u (SSN-571) 1954’te, Sovyetler Birliği’nin ise ilk nükleer denizaltıyı 1958’de denize indirmesinin ardından, dünyada nükleer güce sahip ülkelerin birçoğu nükleer denizaltı üretimi konusunda faaliyete başladı.

İngiltere merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (IISS) tarafından yayınlanan veriler, dünyada Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) 5 daimi üyesi ABD, Çin, İngiltere, Fransa ve Rusya’nın nükleer denizaltı teknolojisine sahip olduğunu gösteriyor. Bu ülkeler dışında Hindistan da nükleer denizaltı teknolojisine sahip.

Verilere göre, ABD, 14’ü nükleer yakıtla çalışan balistik füze denizaltısı ve 54’ü diğer nükleer yakıtlı denizaltı olmak üzere 68 nükleer denizaltı ile diğer ülkelerin oldukça önünde.

Rusya ise 11’i nükleer yakıtla çalışan balistik füze denizaltısı, 18’i diğer nükleer yakıtlı denizaltı olmak üzere 29 nükleer denizaltıya sahip. Çin’in yarısı nükleer yakıtla çalışan balistik füze denizaltısı, yarısı da diğer nükleer yakıtlı denizaltı olmak üzere 12 nükleer denizaltısı bulunuyor.

İngiltere 4’ü nükleer yakıtla çalışan balistik füze denizaltısı ve 7’si diğer nükleer yakıtlı denizaltı olmak üzere 11 nükleer denizaltına sahipken, Fransa’nın 4’ü nükleer yakıtla çalışan balistik füze denizaltısı ve 4’ü diğer nükleer yakıtlı denizaltı olmak üzere 8 denizaltısı mevcut.

Söz konusu 5 ülkenin dışında Hindistan’ın ise bir nükleer yakıtla çalışan balistik füze denizaltısı bulunuyor.

En büyük tepki Çin’den geldi

AUKUS anlaşmasının halihazırda bölgede devam eden Çin-ABD rekabetini yeni boyutlara taşıyarak bölgesel silahlanma yarışını tetikleyeceği endişesi hakim.

Nitekim Çin Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, ABD ve İngiltere’nin toplam 8 nükleer denizaltıya sahip olmak istediklerini açıklayan Avustralya’ya nükleer teknoloji desteği sağlaması “büyük sorumsuzluk” olarak değerlendirildi.

Anlaşmayı medyadan duyduğunu söyleyen Avrupa Birliği’nin Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Sorumlu Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ise büyük bir hayal kırıklığına uğradığını kaydetti.

Anlaşmaya tepki gösteren bir diğer nükleer güç Fransa’nın Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian de Avustralya’nın söz konusu anlaşmanın ardından Fransa ile daha önce yaptığı denizaltı imalatı sözleşmesinden çekilmesini eleştirdi.

Nükleer denizaltıların NPT ile ilişkisi

Öte yandan, Avustralya’nın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesine İlişkin Antlaşma’yı (NPT) geçmişte onaylamış olması ve nükleer güce sahip olmaması, ABD ve İngiltere’nin yüksek seviyede uranyum ile çalışan nükleer teknolojiyi Avusturalya ile paylaşma kararına dikkatleri çekti.

1968 yılında imzaya açılan ve 1970’te yürürlüğe giren NPT, dünyada nükleer silahların yayılmasını engellemeyi ve nükleer enerjinin barışçıl yollarla kullanılmasını hedefliyor.

Ancak BMGK’nin 5 daimi üyesi ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin’in nükleer silahlara sahip olmasının yanı sıra dünyanın en çok silah üreten ve satan ülkeleri olması dikkati çekiyor.

NPT ilk nükleer testini 1 Ocak 1967’den önce yapan bu 5 ülkeye nükleer silah bulundurma hakkı veriyor.

Buna karşın, 189 ülke tarafından onaylanan NPT’ye taraf olmayan Hindistan, Pakistan ve Kuzey Kore geçmişte nükleer denemelerini açıktan yaparken, yine taraf olmayan İsrail’in nükleer güce sahip olduğu tahmin ediliyor.

Anlaşma ile nükleer güç statüsünde olmayan Avusturalya’ya nükleer enerji ile çalışacak denizaltı için gerekli uranyum transferi NPT denetiminde olacak.

Avustralya, Kanada ve Kazakistan’dan sonra dünyanın en büyük üçüncü uranyum üreticisi.

Avustralya’da nükleer enerji gündemi 1950’lerden beri kamuoyunda tartışılsa da ülkede hiçbir zaman bir nükleer santral kurulmadı. Ancak Sidney’in güneyinde Lucas Heights bölgesinde daha çok tıp alanında kullanılmak üzere faaliyet gösteren bir reaktör olduğu biliniyor.

Nükleer denizaltıya sahip diğer ülkeler nükleer güç elde ettikten sonra nükleer denizaltı üretimi yaparken, ABD ve İngiltere ile imzalanan nükleer denizaltı teknolojisinin paylaşılması konusundaki anlaşmayla birlikte Avusturalya nükleer güce sahip olmadan denizaltıya sahip olan ilk ülke olacak.

Avustralya’dan yapılan açıklamalarda, nükleer silah ve nükleer enerji üretme amaçları olmadığı ifade edilse de söz konusu anlaşmanın dünyada bazı ülkelere nükleer silah elde etmesi konusunda meşruiyet sağlayabileceği tartışmalarını gündeme getiriyor.

Nitekim ABD’nin 2006’da NPT üyesi olmayan Hindistan ile nükleer teknoloji transferini kolaylaştıran bir anlaşma yapması çok tartışılmıştı.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın denetim zorluğu

Öte yandan, ABD’nin nükleer denizaltı teknolojisini şimdiye kadar sadece İngiltere ile paylaştığı biliniyor. Londra ile 63 yıl önce yapılan anlaşmadan sonra söz konusu teknolojinin Avustralya’ya da sağlanma kararı oldukça kritik adım olarak görülüyor.

The Economist’e konuşan ABD’li bir yetkili, “Bu teknoloji son derece hassas” diyerek söz konusu anlaşmanın birçok açıdan ABD politikasının bir istisnası olduğunu aktardı. Zira nükleer denizaltılar yalnızca menzilleri, hızları ve gizlilikleri nedeniyle değil aynı zamanda uranyumla zenginleştirilmiş maddelerin kullanıldığı bombaları taşıyabilmeleri nedeniyle de hassas.

Nitekim Avusturalya’ya nükleer enerji ile çalışacak denizaltı için gerekli uranyum transferi yapılacak olması, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile taraflar arasındaki süreci de gündeme getiriyor.

UAEA, Avustralya gibi NPT’yi onaylamış ülkelerdeki tüm nükleer malzemeleri takip ederek bunların nükleer bomba üretiminde kullanılmamasını sağlamakla görevli.

Bu nedenle, denizaltıların reaktör yakıtının dağıtılması için UAEA ile önceden anlaşma yapılması gerekiyor. Ancak yakıtın yanı sıra nükleer denizaltıların ne mahiyetle kullanıldığının öngörülememesi ve ileri teknolojiye sahip olmaları nedeniyle tespit edilmelerinin zorluğu gibi nedenlerin, UAEA müfettişlerinin erişimini sınırlayacağı belirtiliyor.

UAEA’dan yapılan açıklamada Avustralya, İngiltere ve ABD, Avustralya’nın nükleer denizaltılar edinmesine yardımcı olacak yeni güvenlik ortaklıkları konusunda UAEA Başkanı Rafael Mariano Grossi’yi bilgilendirdiği belirtildi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova da Avusturalya’nın UAEA mutabakatını ve ek protokollerini koruyacağına inandıklarını belirterek, “Canberra’nın nükleer silahların yayılma riskini ortadan kaldırmak adına UAEA’yla gerekli ortak çalışmaları güvence altına almasını bekliyoruz.” diye konuştu.

Çin’e karşı AUKUS güvenlik ortaklığı anlaşması

Avustralya Başbakanı Scott Morrison, 15 Eylül’de ülkesinin bir sonraki denizaltı filosunun nükleer enerjiyle çalışacağını ve İngiltere ve ABD ile iş birliği içinde inşa edileceğini, İngiltere Başbakanı Boris Johnson ve ABD Başkanı Joe Biden ile yaptığı kıtalararası sanal toplantıda duyurmuştu.

Üç ülkenin isimlerinin İngilizcedeki kısaltmasından oluşan “AUKUS” adlı güvenlik anlaşması uyarınca, Güney Avustralya eyaletinin başkenti Adelaide’daki tersanelerde en az 8 adet nükleer enerjiyle çalışan denizaltı inşa edilecek.

Anlaşma uyarınca, Avustralya’nın sahip olacağı nükleer enerjili denizaltıların, Hint-Pasifik’te istikrarı desteklemek ve anlaşmaya taraf olan ülkelerin ortak değerleri ile çıkarlarının korunmasına katkı sunmak için kullanılacak.

Hint-Pasifik bölgesinde Çin’in büyüyen askeri varlığına karşı yapıldığı açıklanan AUKUS anlaşmasına tepki gösteren Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Cao Licien, anlaşmanın bölgesel barış ve istikrarı ciddi şekilde baltalayacağı eleştirisinde bulunmuştu.

You may also like...

Bir cevap yazın