Pazartesi, Ekim 26, 2020
Ana Sayfa Blog

Saraybosna’nın ‘sporu sanatla buluşturan’ Olimpiyat Müzesi küllerinden yeniden doğdu

Saraybosna'nın 'sporu sanatla buluşturan' Olimpiyat Müzesi küllerinden yeniden doğdu

Bosna Hersek‘in başkenti Saraybosna‘da 28 yıl sonra kapılarını yeniden ziyaretçilerine açan Olimpiyat Müzesi, sporu sanatla buluşturma misyonuna kaldığı yerden devam edecek.

Saraybosna’nın Kış Olimpiyatları’na ev sahipliği yaptığı 1984 yılında açılan müze, Bosna’daki savaşta gördüğü hasar nedeniyle 1992 yılında kapılarını kapatmak zorunda kaldı. Bölgedeki “tek olimpiyat şehri” Saraybosna’nın sembol yapılarından biri olan müze, kapsamlı bir restorasyon çalışmasının ardından adeta küllerinden yeniden doğdu.

1984 Kış Olimpiyatları’nın düzenlendiği döneme dair fotoğrafların, spor aletlerinin, fotoğrafların, sporculara ait özel giysilerin ve tarihe tanıklık etmiş daha birçok özel eşyanın sergilendiği müze, ziyaretçilerini adeta geçmişte yolculuğa çıkarıyor.

Lozan’daki Olimpiyatlar Müzesi örnek alındı

Müze danışmanı Edin Numankadic, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Olimpiyat Müzesi’nin oyunlarla aynı gün, 8 Şubat 1984’te açıldığını aktararak, savaşta hasar gören ilk kurumsal yapılardan biri olan müzenin 7 Nisan 1992’ye kadar faal olduğunu anlattı.

Müzenin hasara uğraması nedeniyle içindeki eserlerin başka bir yere aktarıldığını söyleyen Numankadic, olimpiyatların 20. yıl dönümünde ise bu eserlerin yine olimpiyatlar vesilesiyle inşa edilmiş “Zetra” Spor Salonu’nda sergilenmeye başladığını belirtti.

Çek mimar Karlo Parzik tarafından 1903 yılında tasarlanmış tarihi müze binasının kapsamlı bir restorasyon sonrası 28 yıl sonra yeniden kapılarını açtığını dile getiren Numankadic, “Saraybosna’daki müze, Lozan’daki Olimpiyatlar Müzesi örnek alınarak tasarlandı. Bir başka ifadeyle, burası sporun sanatla buluştuğu bir müze oldu.” diye konuştu.

“Sporu sanatla buluşturan” tablolar da sergileniyor

Müzede Saraybosna’nın ev sahipliği yaptığı 14. Kış Olimpiyatları’na hazırlık sürecinin de sergilendiğine aktaran Numankadic, dünyaca ünlü birçok ressamın sporu sanatla buluşturduğu tablolarının da ziyaretçilerin beğenisine sunulduğunu söyledi.

Numankadic, müzenin hafta içi her gün ziyarete açık olduğunu belirterek, müzedeki en büyük ilgiyi olimpiyatların efsane isimlerinden Yugoslav Jure Franko’nun kayak takımlarının gördüğünü ifade etti.

1603530780 42 saraybosnanin sporu sanatla bulusturan olimpiyat muzesi kullerinden yeniden dogdu

Müzede ayrıca, dönemin Uluslararası Olimpiyat Komitesi Başkanlığını yürüten Juan Antonio Samaranch’ın giydiği montun da sergilendiğini kaydeden Numankadic, ziyaretçilerin müzede eski kayak takımlarından madalyalara ve akreditasyonlara kadar birçok özel eşyayı yakından görme imkanı bulacağını söyledi.

“Olimpiyat şehri Saraybosna dünyayı selamlıyor”

Saraybosna’nın, altın çağını yaşadığı dönemi Kış Olimpiyatları ile taçlandırdığı günleri anlatan müzede, ahşap kayak takımlarından sporcuların giydiği kıyafetlere kadar birçok eşyayı görmek mümkün.

Müzenin ilk katında birçok ressamın sporun çeşitli dallarını fırça darbeleriyle tuvale yansıttığı tablolar dikkati çekerken, “Olimpiyat şehri Saraybosna dünyayı selamlıyor” manşetiyle yayımlanan dönemin gazeteleri de bir başka detay olarak ön plana çıkıyor.

İkinci katta ise Bosna Hersek’teki savaş zamanında (1992-1995) hasar gören müzeden çıkartılan yanmış bir altın madalya da sergilenirken, 1984’teki olimpiyatlara dair çok sayıda görsel de yer alıyor.

Kariyerini bırakıp yöneldiği zeytinyağı işinde uluslararası takdir görüyor

Kariyerini bırakıp yöneldiği zeytinyağı işinde uluslararası takdir görüyor

İTÜ Metalurji Mühendisliğinden mezun olan ve bir süre telekomünikasyon sektöründe yöneticilik yapan iki çocuk annesi Gökduman, 2012 yılında çocuklarına daha çok vakit ayırmak ve kendisine daha iyi bir gelecek için hayatında yenilikler yapmaya karar verdi. 

Edremit’te yazlıkları olan Gökduman, zeytinlik alarak yağ üretmeyi kararlaştırdı. Zeytinyağı üretimi konusunda da eğitimler alan Gökduman, çalışmalarını genişletti. Öğrendiklerini uygulamak için 50 dönüm zeytin bahçesi satın alan 47 yaşındaki Gökduman, zeytinyağı imal etmeye başladı.

Ürettiği zeytinyağlarını Çin, ABD, Japonya, İtalya, Belçika, İsrail, İngiltere’deki yarışmalara gönderen Gökduman, bu yıl New York World Olive Oil Competitions (NYIOOC ) 2020 yarışmasından altın madalya, JOOP Japonya Olive Oil Prize 2020 yarışmasında Domat zeytinyağıyla “sınıfının en iyisi”, London International Olive Oil Competitions 2020 yarışmasında altın madalya ödülünü aldı.

Bir süre sonra 150 dönüm bahçe daha alarak üretim kapasitesini artıran Gökduman, geçen yıl 15 milyon liralık yatırımla Havran’da soğuk sıkım zeytinyağı üretim fabrikası, restoran ve şarküteri ürünlerinin de yer aldığı 8 dönümlük tesisini açtı.

Tesiste 43 kişiye istihdam sağlayan Gökduman, ABD’nin New York eyaletindeki bir yarışmada kazandığı ödülün ardından oradaki bazı işletmelere de zeytinyağı göndererek satışa sundu.

Eşi İsmet Gökduman’ın da destekleriyle işlerini büyüten Gökduman, zeytinlerinin yağını dünyanın dört bir yanına ihraç etmeyi hedefliyor.

“Her yıl üretimimizi yüzde 30 civarında artırıyoruz”

Nermin Gelbal Gökduman, AA muhabirine, tesislerinde Balıkesir’in yöresel ürünlerine yer verdiklerini söyledi.

Gökduman, yerli ve yabancı tatilcilerin tesislerine geldiklerinde Balıkesir’in tüm ürünlerini görebildiklerini belirterek, şöyle konuştu:

“Geçen yıl 100 ton zeytinyağı, 100 ton zeytin üretimi yaptık. Her yıl üretimimizi yüzde 30 civarında artırıyoruz. Bu yıl Vakıflar Genel Müdürlüğünden 10 yıllığına 10 bin ağaç kiraladık. Tüm bakımlarını yaparak mümkün olduğunca doğal yollardan ağaçları koruyacak şekilde çalışıyoruz. Bakımını, hasadını düzgün ve zamanında yaparak bahçelerimizden her yıl ürün alıyoruz.”

1603539658 537 kariyerini birakip yoneldigi zeytinyagi isinde uluslararasi takdir goruyor

“İyi bir şey ortaya koyduktan sonra karşılığını alıyorsunuz”

Gökduman, üretimde kalitenin önemine vurgu yaparak, “Düzgün ve kendiniz yiyebileceğiniz şekilde ürün ürettiğinizde karşılığını alıyorsunuz.” dedi.

Gökduman, kadınların özenli dokunuşlarıyla iş hayatında farklılık yaratabileceklerini dile getirdi.

İlk başta büyük hedeflerinin olmadığını anlatan Gökduman, şunları kaydetti:

“Sadece ruhuma, kendime iyi gelsin, aileme vakit ayırabileceğim, ürettiğim üründen keyif alabileceğim bir iş olarak tasarlamıştım. Kaliteli bir ürün ortaya koyduktan sonra karşılığını alıyorsunuz. Tarım alanında girişimci olmak isteyen kadınlarımıza Tarım Bakanlığı proje desteklerinden, Ziraat Bankası sübvansiyonlu tarım kredilerinden faydalanmalarını öneririm. İşletme yapımında Tarım Bakanlığı hibe programlarından faydalandım. Makine, ekipman alımında Ziraat Bankası uzun vadeli kredilerini kullandım.”

1603539659 726 kariyerini birakip yoneldigi zeytinyagi isinde uluslararasi takdir goruyor

Gökduman, yurt dışında ilk önce Tayvan’a yağ gönderdiğini ifade ederek, “Geçen yıl ve bu yıl New York’taki yarışmada altın madalya kazandık. Bu yıl Amerika’ya zeytinyağı gönderdim, şu anda New York’ta ürünlerimiz satışa sunuluyor. İnşallah devamı da gelecek. Türkiye’deki kaliteli ürün kullanmak isteyen insanlara ulaşmayı hedefliyorum. İhracat konusunda bize çok talep geliyor. Şu anda kapasitemiz belirli bir oranda olduğu için bütün taleplere cevap veremiyoruz ama ABD ve Güney Kore’ye ürün yelpazesini genişleterek zeytinyağı göndermeye devam edeceğiz. Bizim natürel sızma zeytinyağlarımızı pilavların üstünde bile çiğ olarak gezdirebilirsiniz. Yemeklerinize sağlık ve lezzet katar.” sözlerine yer verdi.

Kulübün bilanço borcu 460 milyon avroya geriledi

Fenerbahçe Kulübü Başkan Yardımcısı Karaçam: Kulübün bilanço borcu 460 milyon avroya geriledi

Fenerbahçe Kulübü Başkan Yardımcısı Burhan Karaçam, sarı-lacivertli kulübün çevrim içi gerçekleştirilen yüksek divan kurulu olağan toplantısında finansal konular hakkında açıklamalarda bulundu.

Göreve geldikleri Haziran 2018’de bilanço borç toplamının 612 milyon avro olduğunu aktaran Karaçam, “Bilanço dışı ise 112 milyon avro seviyelerinde borç vardı. Futbol takımımızın harcamalarını azalttık. 2017-2018 sezonunda 93 milyon avro olan futbol takımı harcaması, 2018-2019’da 81, 2019-2020’de 64 ve 2020-2021’de ise 56 milyon avroya kadar düştü. Kredilerin Türk lirasına dönüştürülmesi konusunun önemli bölümünü tamamladık. Haziran 2018’de 612 milyon avro olan bilanço borcu Ekim 2020’de 460 milyon avroya geriledi.” ifadelerini kullandı.

Geride kalan ay itibarıyla konsolide borcun 4 milyar 300 milyon liraya gerilediğini aktaran Burhan Karaçam, şunları kaydetti:

“Konsolide borcun Futbol AŞ’ye ait olan kısmı 3 milyar 200 milyon, derneğe ait bölümü ise 1 milyar 100 milyon lira. Finansal borçlar 31 Ağustos 2020’de KAP’ta belirtilen rakamlara göre, Fenerbahçe’nin futbol şirketleri olarak toplam finansal borçları 2 milyar 171 milyon lira. Bankalar ile görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Borçlar yeniden yapılandırılacak. Rakamlar çok yüksek. Konsolide bazda zarar ediyoruz.”

Türk araştırmacılar Tunç Çağı’ndan kalma ‘su altı hazinesi’ni keşfetti

Türk araştırmacılar Tunç Çağı'ndan kalma 'su altı hazinesi'ni keşfetti

Türk Batık Envanteri Projesi: Mavi Miras (TUBEP) çalışmasını Koca Piri Reis Gemisi ile yürüten Türk bilim insanları, Muğla Bozburun’da Tunç Çağı’ndan kalma liman izleriyle ile yaklaşık 4 bin yıllık yüzlerce tarihi eseri keşfetti.

Cumhurbaşkanlığı desteği, Kültür ve Turizm Bakanlığı izni ile Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknoloji Enstitüsünden bilim insanlarının yürüttüğü proje devam ediyor. Türkiye kıyılarındaki batıkların envanterini çıkarmak üzere yürütülen çalışmada çarpıcı arkeolojik keşiflere imza atılıyor.

Çalışma kapsamında Marmaris-Bozburun bölgesinde Minos uygarlığına ait olduğu tahmin edilen izlere rastlayan bilim insanları, çok az verinin ele geçtiği Tunç Çağı ticaret rotalarına ilişkin bilgileri de arkeoloji dünyasının dikkatine sundu.

Tunç Çağı’nda su seviyesine ilişkin bilimsel çalışma yaptıkları sırada sürpriz şekilde yüzlerce konik kap, fincan, tezgah ağırlıkları, mutfak kapları, gaga ağızlı testilerden oluşan seramikler ile taş baltalara ulaşan ekip, eserlerin milattan önce 18. yüzyıla yani Orta Tunç Çağı’na tarihlendiğini ortaya çıkardı.

Tunç Çağı’ndan günümüze kalan en büyük ve en eski buluntuların yer aldığı tahmin edilen bölgede Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi Başkanlığı ve Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Harun Özdaş bilimsel danışmanlığında yürütülen çalışmayla Anadolu ve Minos medeniyetleri arasındaki ilişkinin ortaya çıkarılması, dönemin ticaret rotasına ilişkin veriler elde edilmesi bekleniyor.

“Zaman durmuş gibi…”

Doç. Dr. Harun Özdaş, AA muhabirine, Mavi Miras çalışmalarına Koca Piri Reis Gemisi ile katkıda bulunmaya çalıştıklarını, batıklar ve yerleşim izlerini tespit ettiklerini söyledi. Derin sularda gelişmiş su altı cihazlarıyla su seviyeleri üzerinde çalışırken sürpriz sonucu sığ suda, Ege tarihini değiştirecek buluntuların yer aldığı “fenomen” ile karşılaştıklarını aktaran Özdaş, şöyle konuştu:

“3-30 metre arasında değişen derinliklerde buluntular karşımıza çıktı. Günümüzden 4 bin yıl önceye dayanıyor. Büyük ihtimalle gemilerle, teknelerle taşınmış kargolar, liman ile liman yapıları olduğunu düşündüğümüz bir alanda yükleme sırasında bir nedenle tahribat görmüş. Seramik ve kaba yontu taşların liman kalıntısına işaret ettiğini düşünüyoruz. Tunç Çağı’nın bilinen en eski liman kalıntısı.”

Özdaş, buluntuların Minos uygarlığına ait olduğunu düşündüklerini söyleyerek, “İşin enteresan tarafı şu; bölgede zaman durmuş, tıpkı bir batıktaki gibi liman kalıntısı zamanı saklamış. Tunç Çağında Girit-Minos ve Anadolu ilişkisini gösterebilecek bir buluntu haline gelmiş. Bu döneme ilişkin yerleşim, liman izi olarak karşımıza çıkarmış.” dedi.

1603531979 300 turk arastirmacilar tunc cagindan kalma su alti hazinesini kesfetti

Ticaret rotasını ortaya çıkaracak

Buluntuların, Minos gemilerinin Anadolu kıyılarındaki ilk durağının Bozburun Yarımadası olduğuna işaret ettiğini anlatan Özdaş, “Buluntular, büyük olasılıkla Girit’te üretilen seramiklerin ihracat için Rodos ve Bozburun Yarımadası üzerinden kuzeye İassos, Milet, Efes ve Truva’ya, Kuzey Ege’ye gittiğini ve bir ticaret rotasının olduğunu gösteriyor. Bu rotaya ilişkin günümüze kadar çok veri ele geçmemişti.” dedi.

Buluntuların Türkiye kıyılarında bugüne kadar ele geçen en büyük Minos ve Anadolu Tunç Çağı eserleri olduğunu vurgulayan Özdaş, bilim dünyasına önemli bilgiler kazandırılacağını, su altı çalışmaların genişletilmesi için sponsor desteğine açık olduklarını da sözlerine ekledi.

DEÜ Rektörü Prof. Dr. Nükhet Hotar da keşfin heyecan verici olduğuna dikkati çekerek şunları kaydetti:

“Ege’nin tarihine ışık tutacak bu büyük keşif, Anadolu ile Girit-Minos medeniyetleri arasındaki ticari, sosyal ve kültürel etkileşimlerin gün yüzüne çıkmasını ve dönemin toplumsal hayatının anlaşılmasını sağlayacaktır. Koca Piri Reis Gemisi’nin kullanıldığı araştırmaların ülkemiz ve akademi dünyası adına önemini biliyor, bu noktadaki gayretlerinden dolayı değerli hocamız ve ekibi ile gurur duyuyoruz.”

Barma Yaylası’na doğa müzesi ve eğitim merkezi kurulacak

Barma Yaylası'na doğa müzesi ve eğitim merkezi kurulacak

Barma Yaylası Kontrollü Kullanım Alanları Projesi danışmanlarından, Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Coşkun Erüz, AA muhabirine, sulak alanlarda ve buraların etraflarındaki bitkilerin su altında oksijensiz kalarak yavaş yavaş çürümesi sonucu kaliteli yanıcı madde oluştuğunu, bu alanların da turbalık olarak adlandırıldığını söyledi.

Yaklaşık 1800 rakımda bulunan Barma Yaylası Turbalığı’nın, Türkiye’de en yüksek rakımdaki koruma altına alınan üç turbalıktan biri olduğunu belirten Erüz, “Bir diğeri 3 kilometre batımızdaki Ağaçbaşı Turbalığı üçüncüsü de yine Araklı ilçesinde Yılantaş Yaylası Turbalığı. Avrupa’nın en güneydeki son yüksek rakım turbalıkları bunlar yani bu kuşaktaki son turbalıklar.” dedi.

Erüz, Türkiye’deki nadir turbalıklardan biri olan Barma Yaylası Turbalığı’nın Kasım 2019’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imza attığı kararla “kesin korunacak hassas alan” olarak tescil ve ilan edildiğini vurguladı.

Turbalıkların 10 bin yıllık geçmişi barındıran alanlar olduğunu dile getiren Erüz, “Son buzul çağından sonra oluşmaya başlamış ve 10 bin yıldır değişmeden sürekli oluşan bitkilerin asitik ortamda çürümeden birikerek fosilleşip kaldığı bir ortam. Bu fosiller tabaka olarak kalıyor, bu turbalıkta da yaklaşık 4 metre kalınlığa kadar tabakalaşma var. Bu da ne anlama geliyor? Son 10 bin yıllık coğrafyanın iklimi, biyoçeşitliliği, bitki ve hayvan türleriyle ilgili bize adeta bilgi arşivi sunuyor. Dolayısıyla bu arşivi koruduğumuzda bizim geriye doğru 10 bin yıllık süreci bilimsel olarak inceleme şansımız var. Bu turbalıkların içerisinde yaşayan ender türler var. Bu türlerin de kendine has karakteri var.” diye konuştu.

Erüz, turbalığın bulunduğu yaylanın, Doğu Karadeniz’in dağ ekosisteminin çok özel bir coğrafyası olduğuna işaret ederek, şu değerlendirmede bulundu:

“Burası 2019 yılında Cumhurbaşkanımızın onayı ile koruma altına alındı, doğal sit artık. Korunan alan yaklaşık 1300 hektarlık alan. Turbalığın kenarında, herhangi bir şekilde turbalığa girmeden doğa müzesi ve eğitim merkezi oluşturulacak. Sadece uzaktan bakarak ‘burası turbalık’ demek yerine gençlere, meraklı araştırmacılara eğitim merkezinde turbalıklar, coğrafyanın ekosistemi, biyoçeşitliliği, yaban hayatı yani flora ve faunası konularında eğitim verilecek. Gençler hafta sonu buraya gelip, gerektiğinde çadırlı kamp kurmak suretiyle eğitim alacaklar. Burada yaklaşık 250 metrekarelik kapalı alana sahip eğitim ve doğa müzesi kuruluyor. Doğu Karadeniz’de ilk olacak bu merkez. İnşallah burada, doğamızı niye koruduğumuzu gösterme şansımız olacak. 2021’de bu örnek çalışma bitecek.”

1603537268 707 barma yaylasina doga muzesi ve egitim merkezi kurulacak

“2021’de burada eğitimlere başlayacağız”

Projenin, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünün koordinasyonunda yürütüldüğünü aktaran Erüz, “Binamızı da Trabzon Büyükşehir Belediyemiz inşa ediyor. İnşallah 2021’de burada eğitimlere başlayacağız, artık biz doğayı doğada öğretmeye başlayacağız.” ifadesini kullandı.

Erüz, çalışma yapılırken coğrafyanın sahip olduğu değerlerin korunacağının altını çizerek, şöyle devam etti:

“Turbadan örnek koyacağız, ağaçlardan, varsa etrafta fosillerden koyacağız ama bir canlıyı öldürüp de oraya koymayacağız. Fotoğraflarla birlikte onların bilgisini, tarihini, önemini, ne olduğunu, bu coğrafyanın haritalarını koyacağız diğer ekosistemlerini de gösterecek şekilde. Hocalar tarafından tamamen bilimsel yöntemle oluşturulacak gösterim müzesi olacak. Çocuklar, gençler, araştırmacılar bu alanda dolaştırılarak, yerinde hem turba hem de biyoçeşitlilik gösterilecek. Kafkas semenderi ve turbada yaşayan diğer endemik türler alana hiçbir zarar vermeden fiziki olarak yerinde gösterilecek.”

Proje kapsamında turbalık alanın doğu ve batı yamaçlarında birer seyir terası kurulacağını da belirten Erüz, ziyaretçilerin iki seyir terasından da coğrafyayı izleyebileceklerini aktardı.

Erüz, 6 dekar üzerinde kurulacak 250 metrekarelik kapalı alanın müze ve eğitim merkezi olarak kullanılacağını, aynı zamanda açık alanların bazı bölümlerinin de eğitim alanı olarak düzenleneceğini vurguladı.

Proje maliyetinin yaklaşık 3 milyon lira olacağının tahmin edildiğini aktaran Erüz, “İç donatımı ve diğer yapılanmalar ekstra olacak. Yönetimi Büyükşehir Belediyesi ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yürütülecek ama halkın katılımı da sağlanacak. Buranın yönetiminde mutlaka bu yörenin halkı da olacak çünkü burayı koruyacaksak halkla birlikte korumamız gerekiyor. Halktan izole bir korumanın mümkün olmadığını düşünüyoruz. Yaylada artık gelişi güzel yapılaşma bitmiş olacak.” dedi.

Bankalarda 217 milyon lira unutuldu

Bankalarda 217 milyon lira unutuldu

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) yetkililerinin tüm çağrıları ve süre uzatımına rağmen, unutkan mudiler bankalarda son 10 yıldır işlem yapılmayan 1 milyon 44 bin hesapta 217 milyon lirasını bıraktı.

Bankacılık Kanunu’nun 62’nci maddesi gereğince, bankalar nezdinde hak sahipleri tarafından yapılan en son işlem, talep veya yazılı talimat tarihinden itibaren 10 yıl süreyle aranmayan her türlü mevduat, katılım fonu, emanet ve alacaklar zaman aşımına uğruyor.

Zaman aşımına uğrayan hesaplar ise gelir kaydedilmek üzere TMSF’ye devrediliyor.

Bu yıl itibarıyla, en son 2009’da işlem görmüş ve hak sahipleri tarafından aranmayan hesapların TMSF’ye devri gerçekleştirildi. Söz konusu devir için son tarih haziran ayının 15’i olarak belirlenmişti. Ancak Fon, tüm dünyayı etkisi altına alan yen tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle müşterilerin mağdur olmaması için bu süreyi 15 Eylül’e ertelediğini duyurmuştu.

Fonun tüm çağrılarına ve süre ötelemesine rağmen, hesaplarda yine milyonlarca lira unutuldu.

30 bin mudi parasını çekti

Alınan bilgiye göre, bankalar tarafından ocak ayı başından ağustos sonuna kadar zamanaşımı listeleri ilan edilirken, bu kapsamda TMSF’ye devredilen toplam hesap sayısı 1 milyon 44 bin oldu.

Bu hesapların muhtelif döviz cinsinden (TL, dolar ve avro) karşılığı da yaklaşık 217 milyon lira olarak kayıtlara geçti.

TMSF’ye devredilen hesaplar bireysel ve kurumsal hesaplar olarak bir ayrıma tabi olmazken, çoğunluğunu bireysel hesaplar oluşturdu.

Bankalar tarafından ocak ayından itibaren hak sahiplerine yapılan bildirimler ve ilanlar neticesinde zamanaşımına uğrayan hesaplar için yaklaşık 30 bin mudi ise bankalara başvurarak, paralarını TMSF’ye devredilmeden önce çekti.

2011’den bu yana TMSF’ye 1 milyar 185 milyon lira devredildi

TMSF’ye, 2011-2020 döneminde, zaman aşımına uğradığı için toplam 5 milyon 418 bin hesap devredildi. Bu hesaplarda unutulan toplam tutar ise 1 milyar 185 milyon lira oldu.

Bu yıl TMSF’ye devredilen meblağın, 2011’den bu yana en yüksek rakam olması dikkati çekti.

‘(ABD Büyükelçiliğinin güvenlik uyarısı) Böyle bir bilgi varsa bu paylaşılmalı

Kurtulmuş: '(ABD Büyükelçiliğinin güvenlik uyarısı) Böyle bir bilgi varsa bu paylaşılmalı

AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, CNN Türk’te Hafta Sonu programında gazeteci Hakan Çelik’in gündeme ilişkin sorularını yanıtladı, değerlendirmelerde bulundu. 

ABD seçimlerinin yaklaştığı hatırlatılan Kurtulmuş, Türkiye olarak başka bir ülkedeki seçimin nasıl seyredeceği, kimin kazanacağı ya da seçimde kazanan taraflardan birisiyle ilgili taraf tutmak gibi bir pozisyon içerisinde asla olmayacaklarını ancak seçimleri çok yakından takip ettiklerini ifade etti.

Türkiye’nin büyük ve bağımsız bir devlet olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, “A planımız da B planımız da hazırdır. Sanki Türkiye’nin bundan sonra uluslararası alanda atacağı adımlar Amerikan seçimlerinin seyrine göre değişecekmiş gibi yorumlar oluyor. Bunlar doğru değildir. Biz bu anlamda seçimleri takip eder. Sonrasındaki senaryoların nasıl gelişeceğine dair de bütün hazırlıklarımızı yapmış bir şekilde yolumuza devam edeceğiz. Türkiye’ye, Amerika’dan kampanya sırasında çok yoğun ve haddi aşan eleştiriler geldi. Onlara da gerekli cevapları verdik. Türkiye’nin bir şekilde Amerikan seçim kampanyasının malzemesi yapılmasına müsaade etmedik.” diye konuştu.

S400 meselesi

Kurtulmuş, “ABD’nin S400 tepkileri devam eder ve yaptırım kararı alınırsa Türkiye buna nasıl bir yanıt verir?” sorusu üzerine, S400 meselesinin bir zorunluluk olarak bu noktaya geldiğini, bu işin bu noktaya gelmesindeki temel nedenin de ABD’deki politika yapıcılarının tutumları olduğunu söyledi.

Türkiye’nin hava savunma sistemine ihtiyacı olduğunu belirten Kurtulmuş, şöyle devam etti:

“Bu ihtiyacı ya NATO çerçevesinde müttefikimiz olan ABD’den ya da diğerlerinden bir şekilde temin edeceğiz. Yıllardır kapısında bekliyorsunuz ‘Hayır, ben size vermem.’ ‘Niye vermezsin?’ ‘Bir takım politik ve Türkiye karşıtı mülahazalarla vermem. Senatodan, komisyondan geçmez.’ gibi mazeretlerle. Sen vermezsen bunu biz temin etmek zorundayız. Hava savunma ihtiyacımızın gerekli bir şartı olarak Türkiye S400’lere yöneldi. Dolayısıyla işi bu noktaya getiren ABD’nin Türkiye’ye karşı hava savunma sistemleri konusundaki katı ve tutucu tavrıdır. Bunun arkasında belki şundan da endişe ediyor olabilir birileri. Türkiye Allah’ın izniyle milli savunma sanayiindeki bu çıkışı, istikrarı ve bağımsızlık konusundaki kararlılığını sürdürdükçe hava savunma sistemleri içerisinde belki de orta vadede kendi savunma sistemlerini, nasıl atak helikopterlerini, tanklarını, SİHA’larını, İHA’larını yapabilir noktaya geldiyse diğer alanlarda da Türkiye hava savunma sistemimizi kurabilecek bir noktaya gelecek. Bunu da görüyorlar. Bunun vermiş olduğu bir telaş da olabilir.”

AK Parti Genel Başkanvekili Kurtulmuş, Türkiye’nin önceden bir şekilde hizaya getirilmek istenen bir ülke olabildiğini ama artık yeni Türkiye’de böyle bir şeyin söz konusu olmadığını dile getirerek, “Türkiye kendi kararlarını veriyor. Türkiye için Amerika ve Avrupa’yla ilişkiler neyse Rusya, Çin’ ve diğer ülkelerle de ilişkiler aynıdır. Türkiye bunları eşit önemde görüyor ve kendi egemen çıkarları neyi gerektiriyorsa ona göre hareket ediyor. Bunu yaparken de bütün ittifaklarımıza bağlılığımız konusunda en ufak bir tereddüdü ortaya koymuyoruz. Eğer birileri illa bir eksen meselesi üzerinden konuşuyorlarsa bizim hep söylediğimiz şey şudur. Türkiye’nin bir tane ekseni vardır, o da kendi eksenidir. Türkiye kendi gücü, geleceği, milletinin refahı ve bu bölgedeki yeni oluşacak dünya denklemleri içerisinde çok güçlü bir şekilde yer alma kararlılığını sürdürecektir.” şeklinde konuştu.

“Bizim tarafımızdan bilinen bir güvenlik endişesi yoktur”

ABD’nin güvenlik gerekçesiyle Türkiye’deki diplomatik konsolosluk faaliyetlerini durdurma kararı aldığının hatırlatılması üzerine Kurtulmuş, “Böyle bir tehdit algısı ve bizim tarafımızda olmayan bir bilgi varsa bunu paylaşmaları gerekir. Dostluk bunu gerektirir. Bunun Türkiye’ye karşı belki bir takım manipülatif adımların hızlandırılmasıyla ilgili bir karar olduğunu düşünüyorum.” değerlendirmesini yaptı.

Numan Kurtulmuş, “S400’le alakalı ya da son dönemdeki gelişmelerle ilgili olabilir mi?” sorusuna, “Olabilir. Türkiye’yi belli konularda köşeye sıkıştırmak için atılmış bir adım olabilir. Bir karşılığı yok. Bundan çok kısa bir süre içerisinde vazgeçeceklerini tahmin ediyoruz. Bizim tarafımızdan bilinen bir güvenlik endişesi yoktur.” yanıtını verdi.

Doğu Akdeniz meselesi

Türkiye’nin etrafında çok derin meselelerin olduğunu belirten Kurtulmuş, Suriye’deki iş savaş ve terör, Doğu Akdeniz meselesi, Libya’yla ilişkiler ve Azerbaycan-Ermenistan çatışmasını hatırlatarak, “Bütün bunların hepsinde Türkiye’nin şöyle bir avantajı var. Biz pozisyonumuzu dosta düşman ilan ediyoruz. Bu ilan ettiğimiz pozisyon bakımından da konunun muhatabı olan Amerikalılarla da Ruslarla da Avrupa Birliği’ndeki (AB) ülkeler ya da AB’nin kurumsal kimliğiyle de aynı şeyleri konuşuyoruz.” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanvekili Kurtulmuş, Türkiye’nin Doğu Akdeniz meselesindeki tavrının sorulması üzerine ise şunları söyledi:

“Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin tavrı, tarzı çok açıktır. Türkiye, Doğu Akdeniz’in bir çatışma, gerilim ve savaş bölgesi olmasını asla istemiyor. Türkiye Doğu Akdeniz’in bir barış ve esenlik denizi olmasından yana. Türkiye bunu yaparken de Doğu Akdeniz’de hiçkimsenin hakkına, hukukuna tecavüz etmeyeceği gibi hiçbir ülkenin de kendi hakkına, hukukuna tecavüz etmesine müsaade etmeyeceğini ilan ediyor. Yani ne bizim bir ülkenin bir karış toprağında gözümüz var ne de bir damla petrolünde ya da bir gram doğal gazında gözümüz var. Hiç kimsenin ne Türkiye’nin ne de Kuzey Kıbrıslı soydaşlarımızın haklarını gaspetmesine ya da bu hakları bizim kullanmamız için hareket etmemize mani olmasına müsaade etmeyiz.”

Kurtulmuş, “Doğu Akdeniz’de çatışma riskini yükselten bir ortam var mı?” sorusunu, “Hiç şüphesiz bir gerilim var ama bunun bir çatışmaya dönmeyeceğini düşünüyorum. Kaldı ki Doğu Akdeniz içinde saydığımız diğer bölgelerle ilgili gelişmelerde de gerilimin tarafı Türkiye değildir. Doğu Akdeniz’deki gerilimi artıran biz değiliz. Aynı şekilde Suriye’de meselenin sebebi Türkiye değildir. Oraya PKK’yı, PYD’yi, DEAŞ’ı yerleştiren, onlarla ilişkiler içerisinde olan da Türkiye değildir. Bu gerilimlerin hiçbirisinin sebebi Türkiye değildir. Türkiye bu gerilimlerin hepsiyle baş edebilecek güce, kuvvete, kudrete ve kararlılığa sahiptir.” diye yanıtladı.

“Karabağ meselesinin de çözülmesini isteselerdi bir günde çözerlerdi”

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun Azerbaycan-Ermenistan çatışmasına yönelik değerlendirmelerinin hatırlatılması üzerine Kurtulmuş, şunları kaydetti:

“Keşke Amerikan Dışişleri Bakanı, 33 yıldır devam eden Ermenistan’ın Karabağ işgaliyle ilgili de tarafsız bir şey söylemiş olsaydı. Bazı ülkeler o kadar çok bu konuda taraf oluyorlar ki taraf olanların nasıl tarafsızlık rolü oynamaları mümkün. Minsk üçlüsü niye bu kadar senedir orada Karabağ’ın işgaliyle ilgili en ufak bir pozisyon almamış, adım atmamıştır. Emperyalistlerin şöyle bir tavrı vardır. Çekildikleri bütün bölgelerden Birinci Dünya Savaşı sonrasında imparatorluklar yıkıldıktan sonra çekilirken aynı taktiği İngilizler de Fransızlar da güttü. Neoemperyal dönemde de aynı taktikleri sürdürüyorlar. Çatışma ve gerilim alanlarını bırakıyorlar ki o bölgelere bir daha ellerini uzatabilsinler. Keşmir meselesi geleneksel bir meseledir. Kıbrıs aynı şekilde. Karabağ meselesinin de çözülmesini isteselerdi bir günde çözerlerdi. Maalesef burada bir çözümsüzlüğün ortaya çıkması, gerilimin olması emperyalist ülkelerin o bölgede Güney Kafkaslar ve Kafkasların genelinde yeri geldiğinde söz söyleyebilecekleri ve oraya doğru müdahale edebilecekleri bir imkanı sunduğunu düşünüyorlar. Bu geleneksel bir emperyalist tavırdır.”

AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, Karabağ meselesinde herkesi tarafsız ve vicdan sahibi olmaya davet ederek, “Bir an için rolleri tersine çevirelim. Azerbaycan, Ermeni topraklarını 33 yıldır işgal etmiş olsa ve son dönemde de temmuz ayında başlayan o saldırılarda da durduk yerde Azerbaycan, Ermenistan’a saldırmış olsa ve bu saldırılar sırasında da kundaktaki bebekleri, yaşlı insanları öldürmüş olsa inanın bütün dünya Azerbaycan’ın başına yıkılırdı. Şimdi siz bu kadar açık tarafgir bir tutum içerisinde olacaksınız, ondan sonra Azerbaycan kendi göbeğini kesmeye kalktığında bir takım homurdanmalar ortaya çıktı.” ifadelerini kullandı.

ABD’de Ermenistan’dan çok daha güçlü bir Ermeni lobisi olduğunu söyleyen Kurtulmuş, “Ermeni lobisi her zaman hele hele böyle seçim zamanlarında ya da Amerika’daki politikacılar zor duruma düştüklerinde sarıldıkları can simitlerinden birisidir. Maalesef Ermeni lobisi ve Ermesi diasporası da Ermenistan, Azerbaycan arasındaki Karabağ’dan kaynaklanan bu sorunun çözülmemesi için o ülkelerdeki siyaseti zehirliyorlar. Bunun özel bir alanı olduğunu görmemiz lazım. Yabancı güçler bu bölgeye müdahale etmeyi bıraksınlar. Ermeni lobileri üzerinden bir takım Azerbaycan aleyhine olan siyasetlerini bıraksınlar. Azerbaycan ile Ermenistan’ın kendi aralarındaki meseleyi çok kısa bir sürede çözebileceği kanaatindeyim.” diye konuştu. 

KKTC’deki seçim

KKTC’deki seçim sonucunda vatandaşların nasıl bir mesaj verdiğinin sorulması üzerine Kurtulmuş, seçimlerin hayırlı olmasını dileyerek, Kıbrıs Türk halkının bu tercihinin tarihi bir tercih olduğunu ve bundan sonra Kıbrıs için yeni bir dönemin başladığına inandığını söyledi. 

Kurtulmuş, Kıbrıs halkının çok önemli bir tercihte bulunduğunu dile getirerek, Kıbrıs halkının tercihinin Türkiye ile birlikte eşit, iki toplumlu bir çözüm yönünde atılacak adımlara yol açtığını belirtti. 

Çözüm konusunda Türk tarafının geçmiş dönemde gösterdiği olağanüstü gayretin ortada olduğunu ifade eden Kurtulmuş, masanın hep Rum tarafınca terk edildiğini hatırlattı. 

Kurtulmuş, Güney Kıbrıs’ın, KKTC’yi yok sayarak çözümsüzlüğü ortaya koyduğunu dile getirerek, şu değerlendirmede bulundu:

“Çözümü isteyen taraf Kuzey Kıbrıs tarafı oldu, bizim tarafımız oldu, çözümden kaçan taraf da hep Güney tarafı oldu. Şimdi hiç kimsenin kalkıp da ‘Siz niye çözüme yanaşmıyorsunuz?’ deme hakkı yoktur. Ama eğer çözümden kast ettikleri Kuzey Kıbrıs’ın teslim olması, egemenliğinden vazgeçmesi, işte mesela bu son Doğu Akdeniz’deki gerilimlerden birisi nedir? Kuzey Kıbrıs’ın münhasır ekonomik bölgelerinde Türkiye’nin, Kıbrıs’ın arama faaliyetlerinden vazgeçmesi. Yok böyle bir dünya. Türkiye haklarından vazgeçmeyecektir, Kıbrıs halkı da haklarından vazgeçmediğini, evet egemen iki farklı ulus, toplum olarak müzakereye ‘eyvallah’ dediklerini ama Türkiye’nin mutlaka bu süreçlerde garantör ülke olarak olmasının şart olduğunu ortaya koydu ve Türkiye ile birlikte yeni bir geleceğe yürüyeceğini ilan etmiş oldu. Bu tarihi bir kararlılıktır, çok olumlu bir adımdır ve kanaatimce Kıbrıs’taki bundan sonra eğer adil, kalıcı, hakkaniyetli bir çözüm olacaksa bunun yolunu da açan bir adımdır.” 

Libya

Libya’daki ateşkes süreci hatırlatılarak, “Türkiye’yi burada oyun kurucu olmaktan çıkarmak için bir dizi ülke olduğunu görüyoruz. Böyle bir kaygı sizde de var mı?” şeklinde soruya Kurtulmuş, Türkiye’nin Libya’da BM’nin kabul etmiş olduğu meşru hükümet ile ilişkisini geliştirdiğini söyledi. 

Kurtulmuş, Türkiye’nin darbeci tarafla ilişkisini geliştiren bir ülke olmadığına işaret ederek, Türkiye’nin meşru hükümetle deniz yetki alanlarının sınırlandırılması mutabakatını gerçekleştirdiğini, dolayısıyla bunun resmi, meşru, BM tarafından da tanınan bir adım olduğunu, Türkiye için de Libya için de önemli bir kazanım olduğunu vurguladı. 

Kurtulmuş, “Libya’da bundan sonraki hükümet nasıl şekillenirse şekillensin bu kazanımdan Libya’nın da vazgeçmesi düşünülemez, Türkiye için de bu kazanım devam edecektir.” dedi. 

Grip aşısı 

Kurtulmuş, ülkenin yeterince grip aşısı temin edip edilemeyeceğinin sorulması üzerine de Sağlık Bakanlığının pandeminin başından itibaren yurt dışından çok sayıda ilacı getirdiğini, hastalığın tedavi edilme süreçlerinde temin edilen ilaçlarla ciddi bir mesafe alındığını söyledi. 

Grip aşısı noktasında özellikle bu yıl vatandaşların doktorlarının tavsiyesi içerisinde hareket etmesi gerektiğini dile getiren Kurtulmuş, belli risk gruplarının grip, hatta zatürre aşısı olmasının söylendiğini ancak bu konuda herkesin doktoruyla birlikte hareket etmesi gerektiğini aktardı. 

Kurtulmuş, “Bu konularda Sağlık Bakanlığı büyük bir teyakkuz içerisinde, çok planlı bir şekilde hareket ettiğini biliyorum. İnşallah herhangi bir sorun olmayacaktır.” dedi. 

Suudi Arabistan’ın Türk ürünlerine uyguladığı “yarı resmi boykot”

Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirliklerinde Türk mallarının boykot edilmesine ilişkin soru üzerine Kurtulmuş, şöyle konuştu:

“Buna gülüp geçiyoruz. Başka ülkeler de Türk mallarının alınmasına özendirici bir takım faaliyetler içerisinde. Yani şimdi geçmişler bir kürenin etrafına o meşhur fotoğrafı hatırlayın. Bir sihirci, büyücü tarzı içerisinde dünyayı yönetmeye kalkmış olan birtakım hakikaten maksadını aşan, biraz da ritüeller, görseller içerisinde bu bölgenin sorunları çözülmez. Yani ‘Yeni bir Orta Doğu kuruyoruz, dünya hakimiyetini biz sağlayacağız. Biz yeniden işte bu bölgede İsrail üzerinden daha güçlü bir yapılanma yapacağız ve bunun arkasına da bazı Arap ülkelerini katacağız.’ Bu bir oyundan ibarettir ve bütün Arap ülkelerinin, hatta bu işin içerisinde olan ülkelerin sokağı bile şöyle düşünüyor, bu yapılan işin büyük bir ihanet olduğunu, Filistin, Arap davasına, Müslümanların ortak meselesine ihanet olduğunu görüyor ve buna karşı aslında kendi sokaklarının nabzını bir tutsalar ne kadar büyük bir tepki aldıklarını da görmüş olacaklar.”

Yeni bir dünya düzeni kurulduğunu, bu düzen içinde de Türkiye’nin bölgesel ve hatta küresel bir aktör olarak yer almakta olduğunun görüldüğünü aktaran Kurtulmuş, Türkiye’nin bu yeni dünyada güçlü bir şekilde yerini aldığını, bunu görenlerin de telaşa kapıldığını, meselenin özetinin bu olduğunu söyledi. 

Kurtulmuş, buna alışılması gerektiğini dile getirerek, “Bu boykotun hiçbir etkisi olmaz. Sadece bu boykotu ortaya koyanlar kendi husumetlerini ortaya koymuş oluyorlar.” dedi. 

Türkiye’nin yeni bir dünyanın kurulmasında öncü, bölgesel büyük bir güç olmak, hakkaniyete, adalete dayalı bir sistemin kurulması için mücadele etme şeklinde genel bir pozisyonunun olduğunu aktaran Kurtulmuş, bunun için de herkesle dostane ilişkiler olmayı temel kural olarak kabul ettiklerini belirtti. 

Kurtulmuş, “Rekabet olabilir ama biz asla düşmanlığı temel mesele olarak ele almıyoruz, kimseye düşmanlık yapmıyoruz ama kimsenin de bize karşı hakkaniyet ölçüleri dışında davranmasına da müsaade etmiyoruz. Türkiye’ye karşı laf söyleyen bazı ülkeler, önce kendi tarihleri, kökleri, milletlerinin asaletleri üzerinde bağımsız bir şekilde ayakta durabilmeye bir alışsınlar. Esas onlardan beklentimiz odur, yoksa Türkiye’ye nereden zarar vereceğiz diye sağdan, soldan laf söylemelerin hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur.” diye konuştu. 

İYİ Parti’nin içindeki tartışmalar

İYİ Parti’deki FETÖ tartışmalarının sorulması üzerine Kurtulmuş, “İYİ Parti’nin içindeki tartışmalar bizi ilgilendirmez. Oraya asla elimizi sokmayız. Bir partinin iç işidir ve oraya dilimizi uzatmayız. Diğer meseleye gelince FETÖ dediğiniz mesele en az 40 yıldır devam eden ve devletin her tarafına nüfuz etmiş, 15 Temmuz akşamından itibaren de artan ve gelişen bir hızla kendisiyle mücadele edilen karanlık bir çetedir. Türkiye’deki siyasi iktidar, Sayın Cumhurbaşkanımız sadece 15 Temmuz değil, 17-25 Aralık’tan başlayarak, Gezi Parkı eylemlerinden itibaren başlayarak, zaten FETÖ’cüleri darbe sürecine iten de Cumhurbaşkanımızın o kararlı tavrıdır. Bunların her birisini devletin içerisinden ayıklayıp atmak için büyük bir kararlılıkla mücadele etmiştir. AK Parti içerisinde de büyük mücadele verilmiştir.” diye konuştu. 

Kurtulmuş, “FETÖ’cülerin büyük oranda atıldığını düşünüyor musunuz?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

“Ben çok büyük oranda atıldığını düşünüyorum. Öyle bir örgütten bahsediyoruz ki ilk harp okulu sorularını çaldığı sene 1973 veya 1974. Yani böylesine büyük bir örgütten bahsediyoruz. Hala bir yerlerde karda yürüyüp ayak izini belli etmeyenler var mıdır, olabilir. Ama Cumhurbaşkanımızın başkanlığında AK Parti hükümetlerinin ve AK Parti’nin politik tavrının çok açık olduğunu söylemek isterim. FETÖ ile her alanda bütün devlet kurumlarında buna siyaset de dahil, canhıraş mücadele veriliyor. Bu mücadele devam edecektir, bunlar sistemden bütünüyle temizlenene kadar.” 

Türk Kızılayın 10 yıllık yol haritası çalıştayda belirlenecek

Türk Kızılayın 10 yıllık yol haritası çalıştayda belirlenecek

Türk Kızılay Genel Başkanı Kerem Kınık, Kundu Turizm Merkezi’ndeki bir otelde gerçekleştirilen çalıştayda yaptığı konuşmada, Türk Kızılayın 152 yıldır geçmişten aldığı emanetle iyilik ve yardım hareketini sürdürdüğünü söyledi. 

Ülkeler arasındaki sınırların sel, deprem ve herhangi bir doğal afet durumunda bir anlam taşımadığını ifade eden Kınık, Türk Kızılayın sınırların ötesinde zor durumdaki insanlara yardım ulaştırdığını kaydetti.

Kızılayın daha önce 5 yıllık strateji planlaması yaptığını, bu yıl ise 10 yıllık bir strateji belirlediklerini anlatan Kınık, “Önümüzdeki 10 yılda Kızılayın nereye gitmesi gerektiğini, 10 yıl sonra Kızılayı nerede görmek istediğimizi büyük Kızılay ailemizle belirledik. Şimdi o hedefe ulaşmak için icra edilecek projelerimizin detaylarını ve yol haritasını belirlemek için çalışacağız.” diye konuştu.

Kınık, dünyanın, insanın meselelerine, insani finans ve sürdürülebilirliğe, Kızılayın kurumsal gelişimine ve dönüşümüne yönelik planlamalar yaptıklarını bildirdi.

Strateji planlamasını yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının ortaya çıkardığı yeni düzen gerçeğiyle ele alacaklarını aktaran Kınık, şunları söyledi:

“Pandemi süreci tüm dünyayı ve doğal olarak insani yardım dünyasını da değiştirdi. Tüm kurum ve kuruluşlar bu süreci masaya yatırmak ve kendilerini bu sürecin verileriyle yeniden tanımlamak zorundadır. Bu sürecin etkileri önümüzdeki yıllarda da gerek ekonomik gerek psikososyal anlamda sürecektir.”

Salgın nedeniyle sınırlı sayıda katılımcının yer aldığı ve internet üzerinden canlı olarak takip edilebilen çalıştay, 26 Ekim’te sona erecek.

Gastronomi şehrinin kış lezzeti ‘mıcırık aşı’ sofralarda yerini almaya başladı

Gastronomi şehrinin kış lezzeti 'mıcırık aşı' sofralarda yerini almaya başladı

Dünyaca ünlü mutfağıyla UNESCO tarafından gastronomi dalında “Yaratıcı Şehirler Ağı”nda bulunan Gaziantep’in az bilinen lezzetlerinden “mıcırık aşı” kış aylarında sofraları süslüyor. Gazianteplilerin yazın hazırladıkları kurutmalık patlıcanların İçerisinde kurutulmuş patlıcan, kuru biber, kuru domates, pirinç, tereyağı, sarımsak, soğan, salça, limon tuzu ve baharatlar bulunan bu yemek, lezzetiyle damakları şenlendiriyor. ( Feride Pelin İnal – Anadolu Ajansı )

Dünyaca ünlü mutfağıyla UNESCO tarafından gastronomi dalında “Yaratıcı Şehirler Ağı“nda bulunan Gaziantep’in, kış aylarının damak lezzetlerinden olan “mıcırık aşı” sofralarda yerini almaya başladı.

Gazianteplilerin yazın hazırladıkları kurutmalık patlıcanların “börk” denilen tepe kısımlarıyla özellikle sonbahar ve kış aylarında yapılan “mıcırık aşı” damaklarda eşsiz bir lezzet bırakıyor.

Gaziantep mutfağının vazgeçilmezlerinden kuru dolma yapımında kullanılan patlıcanlar, büyük bir özenle oyulup ipte kurutulurken “börk” olarak adlandırılan tepe kısımları da küçük parçalara ayrılıp güneşte kurutuluyor.

İçinde kurutulmuş patlıcan, kuru biber, kuru domates, pirinç, tereyağı, sarımsak, soğan, salça, limon tuzu ve baharatlar bulunan bu yemek, lezzetiyle damakları şenlendiriyor.

Mutfak Sanatları Merkezi şeflerinden Cuma Kaplan, AA muhabirine, patlıcanların tepe kısımlarının çöpe atılmayarak “mıcırık aşı” olarak değerlendirildiğini belirtti.

Patlıcanın her yeri değerlendiriliyor

“Gaziantepliler meyve sebzeleri israf etmemeye çalışır. Patlıcanın içini, dışını, sapını kullanarak yemek yaparlar. Bunlardan biri de mıcırık aşı” diyen Kaplan, yemeğin yapımını şöyle anlattı:

“Patlıcanın kurutması yapılırken üst kısmında kalan yerler doğranır, gün kurusunda kurutulur. Mıcırık aşı unutulmaya yüz tutmuş yemeklerden biridir ve çok emek ister. Bu yemeğin en önemli kısmı, patlıcanın gün kokusunu almak lazım. Bunun için de patlıcanları tuzlu suda bekletip, soğuk suyla yıkamak lazım. Kıymamızı kavuruyoruz. Daha sonra soğan ve sarımsak ekliyoruz. İyice piştikten sonra domates, biber salçası atıyoruz. Kuru patlıcanın yanı sıra kuru biber, domates koyuyoruz. En son aşamada pirinç ekliyoruz. Üzerine de haşve dediğimiz tereyağı ve nane sosunu döküyoruz.”

Marmara Bölgesi’nde taşkın riskine karşı yeni projeler devreye alınıyor

Marmara Bölgesi'nde taşkın riskine karşı yeni projeler devreye alınıyor

Marmara Bölgesi‘ndeki taşkın risklerine karşı alınan tedbirlere yenileri ekleniyor. Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü, Tekirdağ‘daki 9 mahallede daha taşkın koruma çalışmalarının başlatıldığını bildirdi.

DSİ Genel Müdürü Kaya Yıldız, yaptığı yazılı açıklamada, Tekirdağ’da gerçekleştirdikleri yatırımlarla mümbit toprakları ve meskun mahalleri taşkınların vereceği zararlardan korumayı sürdürdüklerini bildirdi.

Tekirdağ’ın jeoekonomik konumu nedeniyle yağış dönemlerinde oluşacak zararların önlenmesinin Türkiye ekonomisi için büyük önem taşıdığını belirten Yıldız, “Bu önemin bilinciyle Tekirdağ’da son dönemde yapılan taşkın kontrol tesisleri, bölgedeki tarımsal faaliyetlere gelen zararın ve taşkın sırasında can ve mal kayıplarının azaltılmasında önemli rol oynamaktadır. 4’üncü Grup Taşkın Koruma İşi kapsamında 9 mahallede, 1500 dekar arazinin taşkın riski azaltılacak.” ifadelerini kullandı.

Yıldız, Tekirdağ genelinde İğneler, Malkara-Bayramdere, Alabey, Elmalı, Balabancık, Gönence, Karamurat, Şarköy-Yeniköy ve Muratlı-Aydınköy mahallelerini kapsayan “Taşkın Koruma 4. Grup Yapım İşi” projesine 1 Ekim itibarıyla başlandığı bilgisini verdi.

Derelerdeki taşkın riski azaltılıyor

Bunun toplamda 22 bin 222 metre trapez toprak kanal, 5 taşıt köprüsü, 20 menfez ve 1680 metre betonarme U kanal yapım işini kapsadığını aktaran Yıldız, Tekirdağ 4. Grup Taşkın Koruma Yapım İşi projesinde şu ana kadar 1000 metre trapez toprak kazı yapıldığını ve çalışmaların son hızla devam ettiğini vurguladı.

Yıldız, derelerde yapılacak taşkın koruma işlerini şöyle sıraladı:

“Çorlu İğneler Kör Deresi’nde 3 bin 800 metre toprak trapez kazı ile 3 betonarme taşıt köprüsü, Tekirdağ-Malkara Bayramtepe Deresi’nde 2 bin 807 metre toprak kanal, 1 taşıt köprüsü ve 4 menfez, Tekirdağ-Malkara Kocatepe Deresi’nde 11 bin 320 metre trapez toprak kanal, 1 taşıt köprüsü ve 5 menfez, Tekirdağ-Malkara Beşyatak ve Nalbant derelerinde 940 metre trapez toprak kanal, 1040 metre betonarme U kanal ve 4 menfez, Tekirdağ-Malkara Karamurat Deresi’nde 205 metre trapez toprak kanal, 640 metre betonarme U kanal ve 3 menfez, Tekirdağ-Şarköy Bostan Deresi’nde 2 bin 500 metre trapez toprak kanal ve 4 menfez, Tekirdağ-Muratlı Anaderesi’nde 650 metre trapez toprak kanal imalatları yapılacak.”

KPSS ön lisans oturumu yarın yapılacak

KPSS ön lisans oturumu yarın yapılacak

Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezince (ÖSYM) Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS) Ön Lisans oturumu, yarın Türkiye’de 81 ilde ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) başkenti Lefkoşa’da yapılacak.

Saat 10.15’te başlayacak sınavda, adaylara genel yetenek ve genel kültür testlerinden toplam 120 soruyu yanıtlamaları için 130 dakika süre verilecek.

KPSS ön lisans adayları, saat 10.00’dan sonra sınav binalarına alınmayacak.

Koronavirüs önlemlerine dikkat edilecek

Sınavda yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına karşı tedbirler alınacak. Bu kapsamda, sınav binalarının ve salonlarının sınavdan önce detaylı temizliği yapılacak ve dezenfekte edilecek.

Koronavirüs önlemleri kapsamında adaylara sınav binası girişlerinde görevliler tarafından maske ve dezenfektan dağıtılacak, isteyen adaylar, kendileri de dezenfektanlarını yanlarında getirebilecek.

Sınav görevlilerine maske ve dezenfektan ile lateks eldiven de dağıtılacak. Adaylar ve görevliler, kendi maskeleri ve siperlikleriyle de girebilecek.

Sınav görevlilerinin Kovid-19 durumları, HES kodları aracılığıyla takip edilecek. Kovid-19 belirlenen sınav görevlilerinin görevleri iptal edilerek yerlerine yeni görevlendirmeler yapılacak.

Kovid-19 ile ilgili durumu olan adaylar da HES kodlarından belirlenecek ve Bilim Kurulunun önerisi doğrultusunda Kovid-19 durumlarına göre gruplara ayrılacak ve sınav merkezlerinde hazırlanan ayrı salonlarda sınava alınacak.

Bu durumda olan adaylar, ÖSYM tarafından SMS ile sınavdan önce bilgilendirilecek.

Okul bahçelerindeki yığılmayı önlemek ve sosyal mesafeyi korumak için adaylar ve sınav görevlileri dışında hiç kimse okul bahçelerine giremeyecek. Adaylar, sınav binalarına girişte ve sınav bitiminde binadan çıkışta, sosyal mesafenin korunması için sınav görevlilerince yönlendirilecek.

Sınav sonuçları, 26 Kasım’da açıklanacak.

Bekçi köpeği belediye temizlik işçisinin can dostu oldu

Bekçi köpeği belediye temizlik işçisinin can dostu oldu

Akçakoca Belediyesinde temizlik görevlisi olarak çalışan 53 yaşındaki Sırrı Berber, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 3 yıl önce belediyede çalışmaya başladığını ve köpeğiyle dostluklarının da o zaman başladığını söyledi.

“Fadime” adını verdiği köpeğiyle mesai arkadaşı olduğunu belirten Berber, “Fadime benim 6’ncı kızım, 7’nci çocuğum gibidir. Ben nereye gitsem benim peşimi bırakmaz. Benim yanımda süpürgemi korur veya herhangi bir malzememi korur ve kimsenin ellemesine veya alıp gitmesine izin vermez. O benim mesai arkadaşım oldu. Her sabah benimle birlikte gelir. Ben arabanın içine binsem arabanın arkasından koşarak gelir. Beni bırakmaz.” diye konuştu.

Köpek ile dostluklarının pazar yerinde başladığını ifade eden Berber, “Pazar yerinde bekçilik yapıyordu. O beni çok sevdi, ben de onu çok seviyorum. Fadime ile devamlı yan yanayız.” dedi.

“Diğer mesai arkadaşlarına da örnek oluyor”

Akçakoca Belediye Başkan Yardımcısı Yüksel Yılmaz da ellerinden geldiğince belediye olarak sokak hayvanlarına sahip çıkmaya çalıştıklarını bildirdi.

1603538698 590 bekci kopegi belediye temizlik iscisinin can dostu oldu

Temizlik işlerinde görevli Sırrı Berber’in köpeklere sahip çıktığını anlatan Yılmaz, “Sırrı Bey, Fadime ile birlikte mesaiye başlayıp mesaiyi akşam yine beraber bitiriyor. Onun yapmış olduğu bu güzel davranışın diğer vatandaşlarımıza örnek olmasını istiyoruz. Personelimiz Sırrı Bey’e teşekkür ediyoruz. Onu besliyor. Ayrıca diğer mesai arkadaşlarına da örnek oluyor.” ifadelerini kullandı.

Atık ahşap parçaları Ahmet öğretmenin elinde sanatsal değere dönüşüyor

Atık ahşap parçaları Ahmet öğretmenin elinde sanatsal değere dönüşüyor

Osmaniye‘nin Kadirli ilçesinde yaşayan coğrafya öğretmeni Ahmet Doğan, marangoz ve mobilyacıların kullanmadığı atık ahşap parçalardan oyma ve hat teknikleri kullanarak 100’e yakın eser yaptı.

Özel bir lisede öğretmenlik yapan 45 yaşındaki Doğan, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle okullarda uzaktan eğitime geçilen dönemi verimli bir şekilde değerlendirmek için internette araştırma yaparken hat ve ahşap oyma sanatına merak saldı.

Marangoz ve mobilya imalatçılarını gezerek kullanmadıkları atık tahta parçalarını toplayan Doğan, evinde kurduğu atölyede bu parçaları birer sanat eserine çevirmek için çalışmaya başladı.

Ahşap materyallerin işlenmesi için atölyesindeki aletleri kendisi tasarlayarak atık metallerden yapan Doğan, bugüne kadar tahta parçalardan 100’e yakın eser üretti.

Doğan’ın en büyük hayali ise eserlerini görücüye çıkaracağı bir sergiyi açmak ve okullarda yüz yüze eğitimin başlamasıyla eserlerini öğrencileriyle paylaşmak.

Ahmet Doğan, AA muhabirine, salgın sürecinde evde kalmayı tercih ettiğini ve zamanını doğru kullanmak için araştırma yaparken hat ve ahşap oyma sanatıyla tanıştığını belirtti.

Doğan şunları söyledi:

“Daha önce de hat sanatına merakım vardı. Ben bunu yapabilirim dedim ve yapmaya başladım. Marangoz ve mobilyacılardan geri dönüşüme kazandırabileceğimiz atık malzemeleri topladım. Atık demir parçalarından yaptığım aletlerle tahta ve ahşap parçalarına şekil vererek kabartmalı hat sanatı eserler ortaya çıkardım. Keyif alarak 100’e yakın eser yaptım.”

Hat ve ahşap oyma sanatını çok sevdiğini ve sıkılmadan yaptığını belirten Doğan, “Pandemi süreci bittiğinde gerek okullarda gerekse kültür merkezlerinde sergi açmayı planlıyorum. Öğrencilerimize bu konuda inşallah okullar açıldığında yüz yüze eğitimimiz açıldığında yönlendirmeye çalışacağım. Pandemi süreci 20 yıllık öğretmenliğimin yanında hat sanatını yapmayı öğretti.” dedi.

Doğan’ın eşi Şeyma Doğan ise atık malzemeleri geri dönüşüme kazandıran eşiyle gurur duyduğunu ifade ederek, “Pandemi sürecinde eşimin atık malzemeleri geri dönüşüme sanat eseri olarak kazandırdığını gördüm. Bundan çok büyük mutluluk ve gurur duydum. Herkesin atık malzemeler atmadan önce mutlaka düşünmesini tavsiye ediyorum.” diye konuştu.

Cezayirli veteriner Sinop’ta sokak hayvanlarının bakımına yardım ediyor

Cezayirli veteriner Sinop'ta sokak hayvanlarının bakımına yardım ediyor

Derneğin sosyal medya hesaplarında yer alan paylaşımlar kanalıyla projeden haberdar olan ve 1,5 ay önce Sinop’a gelen Cezayirli veteriner Massinissa Zegh, Sinop Belediyesi Tülay Sevgi Erşahin Can Dostları Bakımevi’nde gönüllü olarak sokak hayvanlarının ameliyatlarını yapmaya başladı.

Dernek tarafından sadece konaklama masrafları karşılanan veteriner, haftanın beş günü bakımevinde ameliyatların yanı sıra kedi ve köpeklerin aşılarını da yapıyor.

“İnsanlar hayvanlarla aynı dünyayı paylaştıklarının farkında olmalı”

Massinissa Zegh, AA muhabirine, projenin kendilerini geliştirmek isteyen veterinerler için iyi bir fırsat olduğunu söyledi.

Proje aracılığıyla Sinop’a geldiğini, böylece hem çok sevdiği hayvanlarla zaman geçirme fırsatı yakalandığını hem de mesleğini geliştirdiğini anlatan Zegh, “Çok iyi çalışma ortamı var. Tecrübeli veteriner hocalarımızla ameliyatlara giriyoruz. Hayvanlara aşılar yaparak sağlık durumlarını takip ediyorum.” dedi.

Türkiye’ye gelmekten duyduğu memnuniyeti dile getiren Zegh, şöyle devam etti:

“Burada imkanlar çok fazla. Geldiğim için çok memnun oldum. İnsanlar çok saygılı. Veteriner Volkan Bey hocamız var, kendisinden çok şeyler öğreniyorum. Ayrıca hayvanlar çok seviliyor. Genel anlamda Türkiye’de gördüğüm kadarıyla sokak hayvanları ile yakından ilgileniliyor. Bizim ülkemizde maalesef bu kadar barınak yok. Ülkeme döndüğümde barınakların açılması için mücadele edeceğim.”

Massinissa Zegh, hayvanlara sahip çıkılması gerektiğine işaret ederek, “Hayvanlara taş gözüyle bakamayız. Onlar da birer cana sahip. İnsanlar hayvanlarla aynı dünyayı, aynı doğayı paylaştıklarının farkında olarak hareket etmeli. Bir sokak canlısını korumak, kollamak dünyanın neresinde olursa olsun insanlık görevimizdir.” diye konuştu.

Ata yadigarı değirmenin çarkını yarım asırdır döndürüyor

Ata yadigarı değirmenin çarkını yarım asırdır döndürüyor

Antalya’nın Kaş ilçesinde yaşayan İbrahim Aktaş, ilerleyen yaşına rağmen yöre halkının mahsullerini su değirmeninde öğüterek ata mesleği değirmenciliği yarım asırdır devam ettiriyor.

Yuvacık Mahallesi’nde mesleğini yürüten 72 yaşındaki Aktaş, 1973’te yaptırdığı değirmenle buğday öğüterek yöre halkına hizmet veriyor.

Geleneksel yöntemle çalışan değirmen, gelişen teknoloji ve un sanayisine rağmen yöre sakinlerinden ilgi görüyor. Günde ortalama 150 kilogram buğday öğüten Aktaş, ömrünün yarısından fazlasını geçirdiği su değirmenin çarkının dönmesi için büyük uğraş veriyor.

İşini sürdürmekteki azmiyle çevresindekilerin takdirini toplayan Aktaş, kendisinden sonra da değirmeninin çarkının döndürülmesini istiyor.

Değirmenden gelen ses huzur ve mutluluk veriyor

Aktaş, AA muhabirine, dedesinin yanında ilkokul yıllarında ilk adımını attığı değirmencilik mesleğini amcaları ve babasının da yıllarca yaptığını söyledi.

Tarihi değirmenin gelişen teknolojiye rağmen hala müşterileri olduğuna işaret eden Aktaş, yıllarca ekmek parasını kazandığı değirmene vefa borcu olduğunu dile getirdi.

Tüm çabasının iyi bir hizmet vermek olduğunu anlatan Aktaş, “Buraya gelen her bir kişi benim için çok değerli. Onların buradan memnun ayrılması çok önemli. Biz atalarımızdan bu şekilde öğrendik. Ailemizde üç kuşaktır, yani ortalama 150 yıldır değirmencilik mesleği yapılıyor. İnşallah oğlum benden sonra bu geleneği sürdürecek. Tabi oğlumun da bunu istemesi gerekiyor.” diye konuştu.

Öğütme ücreti olarak bir çuvaldan 7,5 lira aldığını ifade eden Aktaş, “Bazen de buğday karşılığı çalışıyoruz. Değirmenden gelen ses bana huzur ve mutluluk veriyor.” dedi.

Mahalle Muhtarı Selahattin Bektaşoğlu ise çocukluk yıllarında değirmende iki gün sıra beklediklerini hatırladığını ifade etti.

Günümüzde ilginin biraz azaldığını anlatan Bektaşoğlu, İbrahim Aktaş’ın her şeye rağmen mesleğini severek ve isteyerek sürdürdüğünü kaydetti.

Dünya genelinde Kovid-19 tespit edilen kişi sayısı 42 milyon 526 bini geçti

Dünya genelinde Kovid-19 tespit edilen kişi sayısı 42 milyon 526 bini geçti

Çin‘in Hubey eyaletine bağlı Vuhan kentinde ortaya çıkan ve dünya geneline yayılan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınında tespit edilen toplam vaka sayısı 42 milyon 526 bini geçti.

Kovid-19 görülen ülke ve bölgelerdeki vakalara ilişkin güncel verilerin derlendiği “Worldometer” internet sitesine göre, dünya genelinde virüs nedeniyle 1 milyon 149 bin 817 kişi yaşamını yitirdi.

Vaka sayısı 42 milyon 526 bin 152’ye çıkarken, virüs saptanan 31 milyon 449 bin 348 kişi sağlığına kavuştu. Tedavisi devam eden 9 milyon 926 bin 987 vaka bulunuyor.

En fazla vaka ve ölümün görüldüğü ABD’de 8 milyon 747 bin 864 kişide Kovid-19 tespit edildi, salgın nedeniyle 229 bin 292 kişi hayatını kaybetti.

ABD‘nin yanı sıra vaka sayıları 300 bini geçen ülkeler şöyle:

“Hindistan (7 milyon 814 bin 682), Brezilya (5 milyon 355 bin 650), Rusya (1 milyon 497 bin 167), İspanya (1 milyon 110 bin 372), Arjantin (1 milyon 69 bin 368), Fransa (1 milyon 41 bin 75), Kolombiya (998 bin 942), Peru (883 bin 116), Meksika (880 bin 775), İngiltere (830 bin 998), Güney Afrika (712 bin 412), İran (556 bin 891), Şili (498 bin 906), İtalya (484 bin 869), Irak (445 bin 949), Almanya (417 bin 350), Bangladeş (396 bin 413), Endonezya (381 bin 910), Filipinler (367 bin 819), Türkiye (357 bin 693), Suudi Arabistan (344 bin 157), Ukrayna (337 bin 410), Pakistan (327 bin 63) ve İsrail (308 bin 840).”

ABD’nin yanı sıra ölü sayısı 10 bini geçen ülkeler ise şöyle sıralandı:

“Brezilya (156 bin 528), Hindistan (117 bin 992), Meksika (88 bin 312), İngiltere (44 bin 571), İtalya (37 bin 59), İspanya (34 bin 752), Fransa (34 bin 508), Peru (34 bin 33), İran (31 bin 985), Kolombiya (29 bin 802), Arjantin (28 bin 338), Rusya (25 bin 821), Güney Afrika (18 bin 891), Şili (13 bin 844), Endonezya (13 bin 77), Ekvador (12 bin 528), Belçika (10 bin 658), Irak (10 bin 513) ve Almanya (10 bin 90).”

‘Kara tren’ tutkusunu bahçesinde sergilediği maketle yaşatıyor

'Kara tren' tutkusunu bahçesinde sergilediği maketle yaşatıyor

Buharlı lokomotifler ve kazan armatürleri bölümlerinde 20 yıl çalışıp 1986’da emekli olan 73 yaşındaki Günay, İnhisar ilçesi Akköy köyündeki evinin bahçesinde hayallerini yaşatmaya karar verdi.

Tutkunu olduğu “kara tren”i ahşap olarak tüm bölümlerini işleyerek tasarlayan, bazı ahşap ev ve tarım aletlerinin maketlerini de yapan Günay, bunları yaklaşık bir dönümlük bahçesinde sergiliyor.

Olcay Günay, AA muhabirine, anne ve babasını 6 yaşında veremden kaybettiğini, 16 yaşına kadar Bilecik ve Eskişehir’de yetiştirme yurtlarında büyüdüğünü söyledi.

Hayallerini süsleyen kara trene TCDD’de kavuştuğunu anlatan Günay, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İlkokulu yetiştirme yurdundayken okudum. Astsubay okuluna gitmek istedim, boyum kısa diye almadılar. 1955 yılında Eskişehir’deki yetiştirme yurduna geldim. Ortaokulu okurken mobilya dükkanına çırak olarak gittim. TCDD’de çırak okulu vardı. Benimle 13 yetim çocuğu imtihana soktular. 3 kişi kazandık. 1956’da çırak okuluna girdim, 13 yaşımda çıraklık okulunu bitirdim. O zaman buharlı lokomotifler vardı. Bizleri şubelere dağıttılar. Beni de kazan armatürü bölümüne çırak verdiler. Askere gidene kadar burada çalıştım.”

Askere gitmeden önce buharlı lokomotiflerin düdüklerini yaptığını aktaran Günay, daha sonra armatürle ilgili çalışmaya devam ederek iyi bir tecrübe edindiğini anlattı.

1603539190 785 kara tren tutkusunu bahcesinde sergiledigi maketle yasatiyor

“Yerli ilk hava pompasını ben yaptım”

Hava pompaları bölümünde posta başı olarak çalışmaya devam ettiğini dile getiren Günay, “Yerli ilk hava pompasını ben yaptım. 39 yaşımda emekli olmaya karar verdim. Emekli olduktan sonra ticari araç aldım. Taksicilik yaparken fakir fukaradan para almadım. Bir süre sonra İnhisar merkeze 8 kilometre uzaklıktaki Akköy’deki yazlık evlerin bulunduğu siteye yerleştim.” dedi.

Günay, Sakarya Nehri kıyısından ve çevredeki arazilerden topladığı rengarenk taşlarla, engebeli olan bahçesine merdiven ve yürüme alanları yaptığını söyledi.

Semazen, şelale, çoban çeşmesi, su kuyusu, yel değirmeni, nostaljik mağara ve salıncaklarla bahçesini süslediğini anlatan Günay, şunları kaydetti:

“Hayalimde olan her şeyi yapabiliyorum. Kara trenin her şeyini ben yaptım. Kara trenin aşığıyım, kara tren benim her şeyim. Çocukluğumda oyuncak yapmayı severdim. Yetiştirme yurdunda kaldığım zamanlarda pikniğe giderdik, bir su akıntısı görsem hemen önünü açar, ufak tefek değirmen yapardım. Ağzımla su ve şelale sesi çıkartırdım. Onlar benim içimde bir ukde kalmış. Emekli olduktan sonra arada istasyona gider, onun sesini dinler, dumanını koklarım. 20 senem geçti. Verilen vazifeyi hakkıyla yapardım.”

Arap sokağı İsrail ile normalleşmeye karşı çıkıyor

Arap sokağı İsrail ile normalleşmeye karşı çıkıyor

Arap halkları, başlarında bulunan rejimlerin İsrail ile başlattığı “ilişkileri normalleştirme” sürecine karşı çıkıyor.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) başta olmak üzere Körfez ülkeleri ile İsrail arasında uzun süredir perde arkasında yürütülen temas süreci, ABD Başkanı Donald Trump‘ın 13 Ağustos’ta BAE’nin, 11 Eylül’de de Bahreyn’in İsrail ile normalleşme anlaşmasına vardığını açıklamasıyla aleni hale geldi.

Filistinlilere göre, Mısır, Umman ve Bahreyn’den tam destek alan bu normalleşme anlaşmalarının arkasında bu ülkelerin en önemli müttefiki olan ve anlaşmaya sessiz kalan Suudi Arabistan var.

İsrail basını ve uzmanlar da normalleşme sürecinde sırada Umman ile Suudi Arabistan’ın olduğunu ifade ediyor.

Bu süreçte yer alması muhtemel görünen Sudan’la ilgili açıklama da dün geldi. ABD Başkanı Trump, Hartum ile Tel Aviv’in barış yapmak ve ilişkilerini normalleştirmek konusunda anlaşmaya vardığını duyurdu.

Arap rejimlerinin attığı bu normalleşme adımlarını “ihanet” ve “Filistin davasını satmak” olarak yorumlayan Arap halkları ise öfkeyle buna karşı çıkıyor.

AA muhabirleri, işgal altındaki Doğu Kudüs ile Lübnan’ın başkenti Beyrut ve Irak’ın başkenti Bağdat’ta halkın nabzını tuttu.

“Normalleşme gaspçı bir rejimin Filistin’deki işgalini tanımaktır”

Filistinli akademisyen Emced Şihab, Arap rejimlerinin İsrail ile başlattığı normalleşme sürecinin, Filistin’e yardım ettiğini iddia eden rejimlerin maskesini çıkaran bir süreç olduğunu belirtti.

Kudüs ve Filistin topraklarının kutsal topraklar olduğuna vurgulayan Şihab, “Bu topraklar Hazreti Peygamber’in İsra-Mirac yolculuğu yaptığı yerdir. Dolayısıyla sadece Filistinlilere ait ve onların sorumluluğunda değil, bilakis tüm Müslümanların sorumluluğundadır.” dedi.

Arap halklarının normalleşmeye karşı olduğuna işaret eden Şihab, “Bu normalleşme, gaspçı bir rejimin Filistin’deki işgalini tanımaktır. Aynı şekilde normalleşmeyi yapan rejimlerin başka ülkelere bağlı olduğunun kanıtıdır. Biz halklara saygı gösteriyoruz. Yapılan araştırmalara göre, normalleşmeyi gerçekleştiren devletlerin halklarının büyük çoğunluğu bu sürece karşı çıkmıştır.” ifadelerini kullandı.

“Davalarını, Filistin’i satarak Yahudilerle normalleştiler”

Şihab, söz konusu rejimlerin, normalleşmeleri ömürlerini uzatmak için yaptığına dikkati çekerek, “Biz burada Siyonizm-Amerika sistemine bağlı ülkelerden söz ediyoruz. Siyonizm-ABD sistemi, bu rejimleri baskı ve şantajlarla kandırmıştır. Bu rejimler de tahtlarını, otoritelerini koruma adına, davalarını, Filistin’i satarak Yahudilerle normalleştiler. Kendilerini ve rejimlerini korumak için ilkelerini, dinlerini ve davalarını sattılar. Sırf tahtlarındaki varlıklarını sürdürmek için bunu yaptılar.” dedi.

Arap dünyasının büyük bir çöküş yaşadığını belirten Şihab, “Normalleşme anlaşmasının şartlarının gizlisi saklısı yok, her şeyiyle ortada. Çok net bir şekilde Filistin’in kurban edildiği anlaşılıyor. Türkiye başta olmak üzere Filistin’e destek veren ülkeleri provoke etme amacı taşıyor. Aynı şekilde Ürdün’ün Filistin’deki varlığı ve Kudüs’teki Hâşimi vesayetini ortadan kaldırma amacı taşıyor. İşgalin bu topraklardaki varlığını kökleştirme ve güçlendirme girişimidir.” diye konuştu.

Şihab, son olarak Filistin topraklarının İslami vakıf olduğunu, kimsenin bu topraklar üzerinde plan yapma, taviz verme ve pazarlık yapma hakkının olmadığını vurgulayarak, Filistin topraklarının sadece Müslümanların egemenliğinde olması gerektiğini kaydetti.

“Normalleşmeyi reddediyorum”

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kentinde yaşayan 58 yaşındaki Fayize Ahmed de normalleşmenin Filistinlilerin haklarına saldırı olduğunu belirtti.

Ahmed, “Ben de normalleşmeyi reddediyorum. Bu bizim haklarımıza saldırıdır, aykırıdır. Kudüs ve Filistin’de yaşayan Müslüman ve Hristiyanlara ihanettir. Bizim hesabımıza yapılan bir normalleşmedir. Kabul etmiyoruz. Kudüs’ü ve Mescid-i Aksa’yı da bölüp Yahudilerin egemenliğine verecekler. Normalleşme Yahudi yerleşim birimi inşa ve genişletme faaliyetlerini de durdurmayacaktır.” ifadelerini kullandı.

“Katil ve suçlu bir rejimle barışmak nasıl mümkün olabilir?”

Kudüslü Nemir Derviş ise Arap ülkelerinin normalleşmeyi meşrulaştırmak için bahaneler ürettiğini belirterek, “Ben bu normalleşmeye karşıyım. Hiçbir hak ve hukuk alınmaksızın, katil ve suçlu bir rejimle barışmak, onunla normalleşmek nasıl mümkün olabilir? Bu normalleşmeyi meşrulaştırmak için ise sadece çeşitli bahaneler uyduruyorlar. Bunlara inanmak mümkün değil.” diye konuştu.

Arap rejimlerden artık bir şey beklemediklerini söyleyen Derviş, “Çok uzun zamandır onlarla (Arap ülkeleri) ilgili büyük bir hayal kırıklığı yaşıyoruz zaten.” dedi.

Filistinlilerin gasbedilen haklarının verileceğine inanmadığının altını çizen Derviş, şöyle devam etti:

“Onlar da yalan söylüyorlar, Siyonist rejim de yalan söylüyor. Bizim hiçbir hakkımızı vermeyecekler. Bu çok büyük bir ihanet. Yani Araplar bile bizim yanımızda durmuyorsa, kim yanımızda duracak ki? Bu bizim için büyük bir hayal kırıklığı.”

Lübnanlılar da normalleşmeye karşı

Lübnan sokaklarından da benzer tepkiler yükseliyor.

İsrail ile normalleşmeye karşı çıktıklarını vurgulayan Adil es-Salim, “İsrail’le normalleşme ihanettir, ihanettir, büyük ihanettir. Normalleşme adımlarına rıza göstermemiz mümkün değil. İsrail’le ilişkilerini normalleştirenleri hiçbir zaman Arap saymayacağız.” ifadelerini kullandı.

Ali el-Ulevi de Lübnan’ın hiçbir şekilde İsrail’le normalleşmeye gitmeyeceğine dikkati çekerek, “Çünkü Lübnan hem güneyde hem de dışındaki bölgelerde çok fazla kurban verdi, 2006 yılındaki savaşta da kurbanlar verdi. Bütün bunlara rağmen Lübnan’ın İsrail’le ilişkilerini normalleştirme adımı atması oldukça zor olur.” dedi.

Ramiz İbrahim ise, “Lübnan İsrail’le normalleşmeye gitmeyecek, Lübnan’ın ancak Suriye’den sonra İsrail’le ilişkilerini düzeltecek ülke olacağını düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

Iraklılardan normalleşmeye tepki

Irak’ın başkenti Bağdat’ta AA muhabirine konuşan Taha Vasıf da Arap ülkelerinin İsrail ile normalleşmesini eleştirerek şunları söyledi:

“Normalleşme, çok önceden planlamış bir olaydı şimdi işin siyasi ayağı ortaya atıldı. Kardeşimiz dediğimiz bu ülkeler İsrail’e utanç içinde sempati duyuyor. Sosyal medyada maalesef İsrail ile normalleşme olayına ilişkin güzellemeler yapılıyor.”

İsrail ile normalleşme adımı atan ülkelerin yetkililerini “ihanetçiler” diye nitelendiren Vasıf, bu ihaneti iktidarlarını korumak için yaptıklarını dile getirdi.

Vasıf, “Bu adamların (BAE ve Körfez yetkililerinin) ihanet tarihi eskiye dayanır. Bizim insanlara ‘namusunu, şerefini ve davanı satmaya hazır mısın?’ diye soralım. Normalleşme denilen şey aynen buna benzer. Bunlar dinlerini ve topraklarını sattılar. Onlar (İsrail) zaten topraklarımızı gasbetmişler.” diye konuştu.

“Irak’ın kalbi Bağdat’tan haykırıyoruz”

Bir başka Bağdatlı Mustafa Akil de tüm Arap dünyasını normalleşmeye karşı çıkmaya çağırdı.

Akil, “İsrail, Filistin topraklarının yıkımı üzerine kurulan işgal devletidir. Normalleşmeye tabii ki karşıyız ve tüm Arap ülkelerinin buna karşı durması gerekiyor. Irak’ın kalbi Bağdat’tan bunu normalleşmeye karşı haykırıyoruz.” ifadelerini kullandı.

Irak’ın da ilerleyen süreçte İsrail ile normalleşebileceği iddialarına değinen Bağdatlı Akil, buna da halk olarak şiddetle karşı çıkacaklarını söyledi.

Adıyaman’ın tarihi yerlerini duvarlara resmederek kente güzellik katıyor

Adıyaman'ın tarihi yerlerini duvarlara resmederek kente güzellik katıyor

Adıyaman‘da yaşayan resim öğretmeni Ziyaettin Dokumacı, gönüllü olarak başlattığı çalışmayla kentteki boş duvarlara UNESCO Dünya Miras Listesi’ndeki Nemrut Dağı ve yaklaşık 1800 yıllık geçmişe sahip olan Cendere Köprüsü gibi tarihi ve turistik zenginlikleri resmediyor.

Yaşadığı şehrin güzelleşmesine katkı sağlamak ve kente gelen turistlerin dikkatini çekmek isteyen Dokumacı, çalışma başlatmaya karar verdi. Dokumacı, bu kapsamda, uygun yerlerdeki köprü ayağı, trafo duvarı gibi yerleri resimleriyle süslemek için Adıyaman Belediyesi yetkilileriyle irtibata geçti. Projeyi beğenerek katkı verme kararı alan belediye yetkilileri, Dokumacı’ya gerekli malzemeleri temin edip, yanına da yardımcı olması amacıyla bir personel tahsis etti. Hiç vakit kaybetmeden çalışmalara başlayan Dokumacı, Adıyaman Kalesi’nin çevresindeki merdivenleri renklendirdi.

Çeşitli resimlerle duvarları süsleyen Dokumacı, UNESCO Dünya Miras Listesi’ndeki Nemrut Dağı ile yaklaşık 1800 yıllık geçmişe sahip olan Cendere Köprüsü gibi kentin en önemli tarihi ve turistik zenginliklerini de uygun bulduğu yerlere resmetti.

Çalışmalarını sürdüren Dokumacı, AA muhabirine, yaşadığı şehri tanıtmak için elinden gelen her şeyi yapmaya hazır olduğunu söyledi. Kentin çok sayıda tarihi zenginliği bulunduğunu anlatan Dokumacı, “Bu değerlerin kent içinde de görünür olmasını istedim. Boş zamanlarımı değerlendirerek boş duvarlara resimler yapıyorum. Memleketime bir nebze de olsa katkı sağlamak adına böyle bir çalışma yapıyorum.” dedi.

1603532946 261 adiyamanin tarihi yerlerini duvarlara resmederek kente guzellik katiyor

Adıyaman Belediyesinin de çalışmasına katkı vermesinin kendisini çok mutlu ettiğini aktaran Dokumacı, “Bana hem malzeme hem de yardımcı olması için bir personel verdiler. Çok duyarlı davrandılar. Çok teşekkür ediyorum.” diye konuştu.

Dokumacı, resim yaptığı bölgeden geçenlerin dikkati çekmeyi başardığını dile getirerek “Bir yandan kenti güzelleştirirken bir yandan da kültür varlıklarını tanıtmış oluyoruz.” ifadesini kullandı.

Lübnan’da Hariri’ye desteğini açıklamasa da Hizbullah’ın kabinede yer alması bekleniyor

Lübnan'da Hariri'ye desteğini açıklamasa da Hizbullah'ın kabinede yer alması bekleniyor

Lübnanlı uzmanlar, Şii Hizbullah‘ın siyasi kanadının, kitlesel gösteriler sonucu 29 Ekim 2019’da başbakanlıktan istifa etmek zorunda kalan Sünni Müstakbel Hareketi lideri Saad Hariri‘yi hükümeti kurma görevini alması sırasında desteklememesine rağmen kabinesinde “teknokrat isimlerle” yer alacağını düşünüyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn, Beyrut Limanı’ndaki patlamaya tepki eylemlerinin ardından 10 Ağustos’ta istifa eden Hassan Diyab hükümetinin yerine yeni kabineyi oluşturacak ismin belirlenmesi için meclisteki siyasi gruplarla istişare görüşmeleri yaptı.

Görüşmelerde Sünni Müstakbel Hareketi, Meclis Başkanı Nebih Berri liderliğindeki Emel Hareketi, Dürzi lider Velid Canbolat’ın başkanlığındaki İlerlemeci Sosyalist Partisi, Hristiyan Marada Partisi ve Ermeni Taşnak Partisi tercihlerini Hariri’den yana kullanırken, Hristiyan Özgür Yurtsever Hareketi ve Lübnan Güçleri Partisi ile Hizbullah grubu çekimser oy kullandı.

Görüşmelere katılan 118 vekilin ekseriyetini oluşturan 65’inin desteğini alan Hariri, Cumhurbaşkanı Avn tarafından hükümeti kurmakla görevlendirildi.

Bu süreçte en çok dikkati çeken gelişme ise geçen yıl gösterilerin ardından Hariri’nin istifasına karşı çıkan Hizbullah’ın parlamentodaki 12 üyelik grubunun, istişare görüşmelerinde herhangi bir ismi desteklemediklerini açıklaması oldu.

Konuyu AA muhabirine değerlendiren Lübnanlı uzmanlar, Hizbullah’ın eskiden beri Müstakbel Hareketi’nden kimseyi başbakanlık için seçmeme yönünde bir geleneğe sahip olduğunu, ancak yeni kabinede “teknokrat isimlerle” yer alacağını öngörüyor.

“Hizbullah, Hariri’nin kabinesinde teknokrat isimlerle yer alacak”

Hizbullah’a yakınlığıyla bilinen gazeteci yazar Kasım Kasir, Lübnan’da Şiilerin güçlü siyasi grubu Hizbullah’ın Hariri’ye desteğini açıklamamasının sebebini, Hristiyan müttefikleri Cumhurbaşkanı Mişel Avn ve damadı Özgür Yurtsever Hareketi lideri Cibran Basil’le dayanışmasına bağladı.

Cumhurbaşkanı Avn ve damadı Basil’in Hariri ile anlaşmazlık yaşadıklarına dikkati çeken Kasir, “Hizbullah da tabii ki müttefikleri Avn ve damadından yana saf tutuyor. Hizbullah aynı zamanda hükümeti kurma sürecinin ilk adımı olan istişare görüşmelerinde Hariri’ye desteğini açıklamadı ki sonrasında diyalog kapıları açık kalsın.” dedi.

Hizbullah’ın Hariri’ye desteğini açıklamamakla birlikte kendisinin başbakanlığına karşı olmadığını vurgulayan Kasir, “Ayrıca Hizbullah, Hariri’nin başbakanlığında kurulacak kabinede teknokrat isimlerle yer alacaktır.” ifadelerini kullandı.

Cibran Basil, teknokratlar hükümetine Hariri’nin liderlik etmesine karşı

Hizbullah’ın müttefiki Hristiyan Özgür Yurtsever Hareketi lideri Basil, Hariri’nin teknokratlar hükümeti kurmasına karşı çıkarak, “ya kabinenin tümü siyasilerden olacak ya da tümüyle teknokratlardan olacak” şartını koşuyor.

Basil, 13 Ekim’de Hariri’nin teknokratlar hükümeti kurma yönündeki açıklamalarına tepki olarak, “Teknokratlar hükümetine başbakanlık yapmak isteyen kimse, öncelikle kendisinin teknokrat olup olmadığına baksın.” demişti.

Uzmanlara göre Sünni Müstakbel Hareketi lideri Hariri, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un girişimi olarak öne sürülen teknokratlar hükümetindeki ısrarını, Özgür Yurtsever Hareketi Genel Başkanı Basil’i kabine dışında tutmak için sürdürüyor.

Hükümeti kurma görevini aldıktan sonra kabinenin nasıl şekilleneceğine dair dün siyasi güçlerin liderleriyle istişare görüşmelerini yapan Hariri, Fransız girişimi kapsamındaki reformlar doğrultusunda teknokratlar hükümeti kuracaklarını söyledi.

Yeni hükümeti kurmak için kaybedecek zamanları olmadığını dile getiren Hariri, “Ülkede bir çöküntü var. Bizler de ihtilafları bir kenara bırakarak bu fırsatı değerlendirmenin yanı sıra Lübnanlılar ile uluslararası toplumun devlete olan güvenini geri kazanmak için pozitif tutumlar sergilemeliyiz.” dedi.

Hristiyan partilere yakınlığıyla bilinen Lübnan Cumhuriyet gazetesi de Hizbullah’ın, hükümeti kurma konusunda Cumhurbaşkanı Avn ve damadı Basil’e kimsenin dayatmalarda bulunmasına karşı çıktığını, dayatmalar yerine Basil ile Hariri arasında yakınlaşmayı umduğunu yazdı.

Hizbullah bugüne kadar tek bir sefer Hariri’yi destekledi

Lübnanlı siyaset uzmanı Munir er-Rabih de Şii Hizbullah’ın siyasi grubunun, 1990’dan sonra siyasete giren Refik Hariri döneminden beri Sünni Müstakbel Hareketi’nden kimseyi başbakanlık için desteklememe politikası izlediğini belirtti.

Hizbullah grubunun, parlamentoya girdiği yaklaşık 30 yıldan beri sadece 2018’de Hariri’nin başbakanlığına desteğini açıkladığını hatırlatan Rabih, bu desteğin de siyasi birtakım dengeler kapsamında geldiği yorumunda bulundu.

Rabih, “Hizbullah, kendi çizgisine yakın duracak isimlerin dışında kimseyi başbakanlık makamı için desteklemez. Örneğin bugüne kadar 1998-2000 yıllarında başbakanlık yapan Selim el-Has, mevcut Başbakan Hassan Diyab ve geçen ay hükümeti kurmakla görevlendirilen ancak daha sonra görevi iade eden Lübnan’ın Berlin Büyükelçisi Mustafa Edib’in dışında hiç kimseyi başbakanlık makamı için desteklemedi.” diye konuştu.

Bu arada Hizbullah her ne kadar Hariri’ye desteğini açıklamamış olsa da kendisinin en güçlü müttefiki Şii Emel Hareketi ile Ermeni Taşnak Partisi, Hariri’yi destekleyenlerin başında geldi.

Saad Hariri kimdir?

Saad Hariri, babası eski Başbakan Refik Hariri’nin 2005’te ölümünden sonra Müstakbel Hareketi’nin başına geçti ve Lübnan’da 2009, 2016 ve 2018 yıllarında kurulan hükümetlere başbakanlık yaptı.

Hizbullah ve Suriye’deki Beşşar Esed rejimine karşıtlığıyla bilinen 50 yaşındaki Sünni siyasetçi Hariri, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile vatandaşı olduğu Fransa’ya yakın bir duruş sergiliyor.

Uzmanlara göre Lübnanlılar, ABD’nin yaptırımları hedefindeki Hizbullah’a karşıtlığıyla bilinen Hariri’nin liderliğindeki hükümetin daha iyi uluslararası destek bulacağından umutlu olabiliyor.

HAVA DURUMU

Ankara
parçalı az bulutlu
15.5 ° C
19.4 °
9 °
45 %
3.1kmh
40 %
Pts
25 °
Sal
25 °
Çar
23 °
Per
22 °
Cum
19 °