Bize ile Bağlan

DİYARBAKIR

Çıkıp gelin askerlerimize teslim olun

Yayınlanan

aktif

Çıkıp gelin askerlerimize teslim olun

Çocuklarının dağa kaçırılmasından HDP’yi sorumlu tutan Diyarbakır annelerinin, 3 Eylül 2019’da başlattığı oturma eylemi 344’üncü gününe girdi.

Ellerinde çocuklarının fotoğrafıyla bekleyişlerini sürdüren annelerden Saadet Ödümlü, 6 yıldır oğlundan haber alamadığını söyledi.

Oğlunu HDP’den istediğini belirten Ödümlü, evladı için sonuna kadar oturma eylemini sürdüreceğini bildirdi.

Ödümlü, “İnşallah tüm çocuklar gelir biz de tez zamanda evimize gideriz. 344 gündür buradayız. Çocuklarımız gelene kadar devam edeceğiz. Oğlum sesimi duyuyorsan Allah rızası için gel. Ne huzurumuz ne bayramımız var. Sesimi duyuyorsan arkadaşlarına da söyle çıkıp gelin, askerlerimize teslim olun.” diye konuştu.

Baba Şevket Bingöl de aylardır eylemlerini sürdürdüklerini aktararak, eylemlerini 344 gündür kararlılıkla sürdürdüklerini aktardı.

“HDP çocuklarımızı götürmüş, bize açıklama yapmıyor.” diyen Bingöl, çocuklarını almadan eylemlerini sona erdirmeyeceklerini dile getirdi.

Bingöl, şunları kaydetti:

“Evladım 14 yaşındaydı, 2014’te Arnavutköy’de çayına ilaç atılarak götürüldü. Buraya getirildi, buradan dağa gönderildi. Allah’tan reva mı? Oğlum Tuncay beni duyuyorsan, Diyarbakır annelerini görüyorsan kaç oğlum. Nerede Türk polisi, askeri görürsen kaç, teslim ol. HDP 40 yıldır Kürtlerin üzerinden rant sağlıyor. Kürtlere zarar veriyor, Kürtlerin çocuklarını öldürüyor. HDP, Kürtlere şimdiye kadar ne yaptı? Hiçbir şey yapmadı.”

DİYARBAKIR

Senin yerin orası değil annenin yanıdır

Yayınlanan

aktif

Yazar

Senin yerin orası değil annenin yanıdır

Diyarbakır annelerinin, dağa kaçırılan çocuklarına kavuşma ümidiyle HDP İl Başkanlığı binası önündeki evlat nöbeti sürüyor.

Çocuklarının dağa kaçırılmasından HDP’yi sorumlu tutan Diyarbakır annelerinin 3 Eylül 2019’da başlattığı oturma eylemi 351. gününe girdi.

Oturma eylemini sürdüren annelerden Aydan Arslan, kızı Aysun için başlattığı eylemi sürdüreceğini söyledi.

351 gündür oturma eyleminde olduklarını anlatan Arslan, 351 yıl da geçse eylemlerini sürdüreceklerini belirtti.

Kızının HDP tarafından kaçırıldığını belirten Arslan, şöyle konuştu:

“6 yıl oldu evladımı kandırıp götürdüler. Kızımı HDP’den istiyorum. Artık yeter. Evladımızı göndersinler. Bu kadar acıyı bize çektirdikleri yeter. Kızım beni görüyorsan ve duyuyorsan gel. Senin yerin orası değil, annenin yanıdır. Yaşıtların nişanlandı ve evlendi. Ben de senin mürüvvetini görmek istiyorum. Yeter artık gel kızım.”

“Oğlum gel adalete teslim ol, 15 çocuk geldi ve 15 canı kurtardık”

Baba Abdullah Demir ise 5 yıldır evladını aradığını, gitmediği yer kalmadığını ancak evladını kendisine gösterilmediğini anlattı.

Anne ve babaların gözyaşı döktüğünü aktaran Demir, “Oğlum gel adalete teslim ol. 15 çocuk geldi ve 15 canı kurtardık. 15 çocuğumuzu devletimiz anne ve babalarına teslim etti. Çocuklar ailelerinin yanında evlerine gittiler. Bundan güzel bir duygu yok.” dedi.

Devamını görüntüle

DİYARBAKIR

Kızı kandırılarak dağa götürülen annenin acısı da umudu da bitmiyor

Yayınlanan

aktif

Yazar

Kızı kandırılarak dağa götürülen annenin acısı da umudu da bitmiyor

İstanbul’da 7 yıl önce kızı PKK’lı teröristlerce dağa kaçırılan 4 çocuk annesi Türkan Mutlu’nun acısı da umudu da tazeliğini koruyor.

Üniversiteyi kazandığı yıl İstanbul’da HDP aracılığıyla kandırılıp PKK’lı teröristlerce dağa götürülen Şeyma Ceylan Tekin’in annesi, evladına kavuşabilmenin hayaliyle yaşıyor.

Anne Mutlu, AA muhabirine, İstanbul’da yaşadığı yıllarda eşiyle sorunları olduğunu, bu yüzden ondan ayrılarak ev tutup çocuklarıyla yeni bir hayat kurmaya çalıştığını anlattı.

Kızının o dönem dershaneye gittiğini belirten Mutlu, şöyle devam etti:

“Ona dershaneye giderken eşlik ediyordum. Yoldayken büyük kızım telefon etti ve evde misafir olduğunu söyledi. ‘Kimdir’ diye sorduğumda ‘tanımıyorum’ dedi. Eve döndük, iki kişi oturuyor. Ben onları görünce bir şeyler içime doğdu. ‘Nereden geliyorsunuz’ dedim. ‘HDP’den geliyoruz’ dediler. HDP’den gelen kişiler, eşimle evliliğimi düzeltmem için ricaya gelmişler. Ben onlara sorunlarımı söyledim. Şeyma da orada kendini ifade etti. Benden daha iyi konuştu. ‘Bu konuyu kapatın. Biz barışmak istemiyoruz’ dedi. Sonra Şeyma’ya döndüler; ‘Sen okuyor musun? Nerede okuyorsun? Kaçınca sınıfa gidiyorsun? Hangi dershaneye gidiyorsun?’ diye sorular sordular. Şeyma’nın gittiği dershaneyi duyunca ‘Bizim binamız tam o dershanenin arkasında’ dediler. İşte tam orada evime, ocağıma ateş atmışlar. Gözüm kör olmuş. O gün bugündür evimi, ocağımı, hayalimizi, hayatımızı elimizden alıp götürdüler.”

“Her saniye bir umutla yaşıyorum”

Mutlu, kızının Balıkesir Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nü kazandığını vurgulayarak, “Ablasına harçlık vermiştim, alışveriş yaptılar. Bir kargo şirketinde çalışıyordu. Çarşamba günü işe giderken ‘Bugün çıkışımı vereceğim’ dedi. Pazartesi günü de ablası ve ağabeyi onu Balıkesir’e götürecekti. Allah bilir benim çocuğumun önünü kestiler, ilaç verdiler. Nasıl götürdüler? Ben çocuğumu arıyorum. Sürekli haberleri izliyorum, ‘belki bir yerden haber alırım’ diye. Ben, 7 yıldır her gün, her saat, her dakika, her saniye bir umutla yaşıyorum.” ifadesini kullandı.

Mutlu, kızının ortadan kaybolması ve sonrasında yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Oğlumu aradım, ‘Şeyma bir saat geç kaldı, telefonu da kapalı’ dedim. Oğlum, ‘Ah anne, Şeyma bizim elimizden gitti’ dedi. Halen oğlumun sesi, bizim o feryatlarımızı unutmuyorum. Güçsüz oldum, hiçbir şey yapamadım. Devlete gittim, görevimi yaptım. HDP binası önünde mücadele verdim. Sonra öğrendim ki 15 gün tuttuktan sonra Şeyma’yı Diyarbakır’a götürüp 1 ay orada tutmuşlar. Onları çok sıkıştırdım, ‘Şeyma’yı bana getirin’ diye. Sonra partiden ‘Biz Şeyma’yı sana getireceğiz’ dediler. O gün bana öyle diyenler, bugün biz o kapıda otururken, ‘onların çocukları sanki buradan mı gitti?’ diyor. İki ay sonra Irak’a gittim. Orada da bana kızımı göstermediler. Çok mücadele verdim. Suruç’ta 10 günden fazla camide yatıp kalktım, Suriye’ye geçebilmek için. İnsanlar Suriye’den, savaştan kaçıyorlardı, ben kendimi Suriye’ye atıyordum.”

“Şeyma’nın elinden kalemi aldın, eline silah verdin”

Mutlu, Mecliste HDP’li milletvekillerinin kadın hakları konusunda da konuştuklarına değinerek, “Ben şiddetten kaçan bir eştim. Bunu biliyordunuz ama siz onlardan daha acımasız çıktınız. Şeyma’nın elinden kalemi aldınız, eline silah verdiniz. Şeyma’nın acısı içimde.” diye konuştu.

HDP Diyarbakır İl Başkanlığı önüne 4 kez giderek oturma eylemine katıldığını vurgulayan Mutlu, şunları kaydetti:

“Şeyma kaybolduktan bir hafta sonra ondan bize bir not geldi. Notta ‘Canım ağabeyim, canım ablam, ben anneme Kur’an-ı Kerim öğrettim. Okuma yazmayı da öğretmek için söz vermiştim ama sözümü yerine getiremedim. Anneme, kardeşime sahip çıkın. Onlar size emanet’ yazıyordu. Bunu diyen 17 yaşında bir çocuk, nasıl kendi iradesiyle gitmiş olabilir? Ben ve 4 çocuğum vardık. Birbirimize kenetlenmiştik. Bizi diri diri mezara koydular. Şeyma, kızım sana o kadar hasretim ki… Artık çok yoruldum. Gel kızım, kalbim, kapım sana açık. Kızım sana, senin bastığın yere bile kurban olacağım. Yeter ki gel. Ağabeyinin düğünü var ama hiç içimde keyif yok. Çünkü içinde Şeyma yok. Her saniye ‘acaba bir haber gelir mi’ diye bir umutla yaşıyorum.”

Mutlu, Diyarbakır annelerinin, 3 Eylül 2019’da başlattığı oturma eyleminin 1. yılında Diyarbakır’a gideceğini ifade ederek, “Devlet bize sahip çıkıyor. Hiçbir anne ağlamasın, ne ben ne polis ne asker annesi ağlasın. Şeyma’mı bana verin. Ben inşallah bu Diyarbakır eyleminde çocuğumu alacağım.” değerlendirmesinde bulundu.

Devamını görüntüle

DİYARBAKIR

Prof. Dr. Akdağ’dan ‘Düğünden değil ama halaydan vazgeçin’ uyarısı

Yayınlanan

aktif

Yazar

Prof. Dr. Akdağ'dan 'Düğünden değil ama halaydan vazgeçin' uyarısı

Diyarbakır Dicle Üniversitesi (DÜ) Hastaneleri Başhekimi Prof. Dr. Mehmet Akdağ, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) önlemlerine ilişkin, “Düğünler mutlaka açık havada ve sosyal mesafeyi koruyarak yapılmalı hatta düğün sahibi sorumluluk alarak maskeleri dağıtıp, masaların arasını en az 2 metre uzakta yapılmasını planlamalı. Buna uymazsak düğünümüz acıya, taziyeye dönüşebilir. Düğünden değil ama halaydan vazgeçin.” dedi.

Prof. Dr. Mehmet Akdağ, AA muhabirine, haziran ayında ilan edilen “yeni normalleşme” sürecinin kimileri tarafından tamamen normalleşme olarak algılandığını söyledi.

Yeni normalleşme sürecinin pandemi öncesi normal hayat olarak algılanmaması gerektiğini belirten Akdağ, vatandaşlarda pandemi kültürünün oluşması gerektiğini bildirdi.

Akdağ, salgın süreci boyunca ziyaretler yerine telefon veya uzaktan iletişim yolunun kullanılması gerektiğini aktardı.

“Düğünümüz acıya, taziyeye dönüşebilir”

Vatandaşların her şartta ve her ortamda 3 altın kural olan maske, sosyal mesafe ve hijyene dikkat etmesini uyarısında bulunan Aktaş, düğün ve toplantılarda da kurallara uyulması, mümkünse bunların açık havada yapılması ve masaların ona göre planlanması gerektiğine işaret etti.

Akdağ, şöyle konuştu:

“Düğün mutluluk verici, güzel bir şey. Düğünle beraber insanların ölümüne yol açıcı birtakım gelenek ve görenekleri oluşturuyorsak bu mutluluk değil hazin bir sonuç olur. Düğünler mutlaka açık havada ve sosyal mesafeyi koruyarak yapılmalı hatta düğün sahibi sorumluluk alarak maskeleri dağıtıp, masaların arasını en az 2 metre uzakta yapılmasını planlamalı. Bu bir kültürdür ve bu kültüre uymazsak düğünümüz acıya, taziyeye dönüşebilir. Düğünden değil ama halaydan vazgeçin.”

Bölgedeki gelenek ve göreneklerde de sosyal mesafenin korunması gerektiğini dile getiren Akdağ, hasta sayısının zaman zaman arttığını, bazen de risk faktörü olan hastalarda yoğun bakıma ihtiyaç olduğunu, maalesef kayıpların da yaşandığını kaydetti.

Prof. Dr. Akdağ, “Bunun ciddiye alınması lazım ve mutlaka bir yaşam stilimizi kurmamız gerekiyor. Çocuklardan gençlere kadar herkesin bu pandemi kültürünü mutlaka uygulaması lazım.” dedi.

“Literatür çalışmalarımız var”

Dicle Üniversitesi Hastaneleri olarak oluşturdukları “Bilim Kurulu”nun hem hastane hem de pandemi ile daha iyi mücadele edebilme adına çalıştığını aktaran Akdağ, hasta kabulü, yatışı ve tedavisini planlarken aynı zamanda bu hastalığı Bilim Kurulunda tartıştıklarını anlattı.

Her hafta tedaviye cevap verme, yoğun bakıma geçen hastalar veya yoğun bakımda maksimum tedaviye rağmen kaybettikleri hastaların durumlarını analiz ettiklerini vurgulayan Aktağ, “Risk analizini kendi kurum üyelerimiz olan enfeksiyon, halk sağlığı uzmanlarımızla yapıyoruz. Bunu yaparken aynı zamanda Kovid-19’un beyin, akciğer ve böbrek hücrelerinde hatta üreme organlarında uzun vadede olumsuz etkileriyle ilgili literatür çalışmalarımız var. Dicle Üniversitesi olarak Kovid-19 hastalarına yönelik bir poliklinik açalım, bu hastaları hastalık döneminden sonra çağıralım, muayene yapalım ve şikayetlerinin olup olmadığını veya göz, kulak, üreme organları ve beyin ile ilgili problem olup olmadığına bakalım dedik. İlgili bölümlerin hocaları tarafından değerlendirilecek ve uzun vadede bu etkileri, 1, 3, 6 ay, 1 yıl veya 2 yıl takiplerle belki dünya literatürüne ciddi bir katkımız olabilir diye düşünüyoruz.” diye konuştu.

Virüsün uzun dönemde yarattığı sonuçların henüz net olarak bilinmediğini, Dünya Sağlık Örgütünün de bu konuda net açıklamalar yapmadığını belirten Akdağ, “Virüsün uzun dönem sonuçlarıyla ile ilgili ülkemiz adına literatüre Dicle Üniversitesi olarak bir katkı sağlarsak bu bizi mutlu eder.” ifadelerini kullandı.

Devamını görüntüle

Trend Haberler