Diyarbakır Cezaevi mağduru Miroğlu, cezaevinin müzeye dönüştürülme kararını değerlendirdi

AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) Üyesi Orhan Miroğlu, AA muhabirine, 12 Eylül askeri darbesinden sonra Diyarbakır, Mamak ve Metris cezaevlerinde, örneklerine ancak İran’daki Evin ve Irak’taki Ebu Gureyb cezaevlerinde rastlanacak türden işkence ve zulüm uygulandığını belirtti.

Diyarbakır 5 No’lu Cezaevinin bazı ülkeler tarafından dünyanın en kötü şöhretli 10 cezaevi arasında gösterildiğini belirten Miroğlu, birkaç bin insanın bu cezaevinden gelip geçtiğini, 40’a yakın kişinin işkence ve ölüm oruçları sonucunda hayatını ya da akıl sağlığını kaybettiğini anlattı.

“Mevsimlerin değişmesini aylarca tutulduğumuz hücrelerimizde, hücre demirlerinin ısınıp soğumasından ancak anlayabiliyorduk.” ifadelerini kullanan Miroğlu, cezaevindeki en büyük sorunun açlık ve kirlilik olduğunu belirtti. Miroğlu cezaevinde tutulmaya başladıktan 2 yıl sonra vücuduna su değdiğini kaydederek, “Çok kötü kokardık, öyle ki koğuş sayımlarında gardiyanlar sayımı burunlarını tutarak veya üstümüze sprey sıkarak yaparlardı.” dedi.

Tutuklandıktan yaklaşık 4 ay sonra 80 kilodan 40 kiloya düştüğünü, ziyaretine gelen annesinin kendisini tanıyamadığını belirten Miroğlu, annesinin bildiği Kürtçe ve Arapça yasaklandığı için görüş gününde konuşamadıklarını bildirdi.

“PKK’nın Bekaa Vadisi’ne taşınmasına ve güçlenmesine neden oldu”

Diyarbakır Cezaevi’nde, terör örgütü PKK mensuplarının “samimi itirafçı” denilerek işledikleri cinayetlere rağmen kısa sürelerde tahliye edildiğine dikkati çeken Miroğlu şunları kaydetti:

“Bu kişiler, 90’lı yıllarda bölgede başlayan faili meçhul cinayetlerde tetikçi ve planlayıcı olarak kullanıldılar. Yani itirafçılar, on yıl sonra bu defa eli kanlı infazcılara dönüştü. Söylemek istediğim şu, bu cezaevi sadece bir işkence, bir etnik hınç ve öfke merkezi değil, aynı zamanda PKK’nın Bekaa Vadisi’ne taşınmasına ve güçlenmesine de çok katkısı olmuş bir cezaevidir. Türkiye’nin netameli siyasi dönemlerinin önemli bir parçası… Tahliye olanların önemli bir kısmı soluğu Bekaa’da alıyordu.”

“Mektuplarım belki yeni müzede yer alır”

Diyarbakır Cezaevi’nde çok kötü hatıraları olduğunu anlatan Miroğlu, vereme yakalanmış Ramazan adlı gencin kan kusuncaya kadar hastaneye götürülmediğini, onun öldüğünü gardiyanın Ramazan’ın eşyalarını almaya geldiğinde anladıklarını aktardı.

Miroğlu, o günleri anlatan ilk kitabının, basacak yayınevi bulmakta zorlansa da 2004’te Kürtçe “zor, çetin” anlamına gelen “Dıjwar” adıyla yayımlandığını ifade etti. Miroğlu, o dönem ailesine yazdığı mektupların kitaplaşma sürecini şöyle anlattı:

“Türkiye’de seçimler olup parlamento açılınca ortam biraz düzelir gibi oldu. Mektup yazma hakkı geldi. Anneme ve babama tam 140 mektup yazdım, her hafta yazıyordum. Annem bu mektupları biriktirdi. 1988’de tahliye olduğumda bana getirip bir torba içinde teslim etti, iyice sararmış bu mektupları hala saklarım. On yıl önce ‘Ölümden Kalıma Diyarbakır Cezaevinden Mektuplar’ ismiyle yayınlandı ve ilk kitabım gibi çok okundu. Mektupların orijinali cezaevi müzeye dönüştüğünde müzenin bir kenarında durur belki.”

“Hem komisyon başkanıydım hem mağdur…”

20 yıl boyunca cezaevi anılarından kopamadığını ifade eden Miroğlu, 7 Haziran 2015 seçimlerinin ardından Mardin’den AK Parti milletvekili olarak seçildikten hemen sonra Meclis İnsan Hakları Komisyonunda görev aldığını, ilk işinin de Diyarbakır Cezaevi’ni araştıracak bir alt komisyon kurma teklifi olduğunu anlattı.

Bu süreçte CHP ve HDP’li milletvekillerinin, “yaşananları itibarsızlaştırma çabaları” olduğunu ve bu nedenle sert tartışmalar yaşadıklarını kaydeden Miroğlu, duygularını, “Ben komisyon başkanıydım ama aynı zamanda da bir mağdur. Komisyona son tanık olarak konuştum ve hatırladıklarımı medya huzurunda söyledim. Duygusal anlardı, hüzün doluyordu içim. Ama seviniyordum da bir yandan. Sen kalk böyle bir cezaevinden sağ olarak kurtul, sonra milletvekili ol, içinden zor bela sağ çıktığın bir cezaevini araştırma komisyonu kur ve başkanlığını yap.” sözleriyle ifade etti.

Miroğlu, komisyon çalışmalarının ardından hazırlanan 1000 sayfayı aşkın raporunun erken seçim kararı alındığı için 2018’de kamuoyuyla paylaşamadıklarını urgulayarak, “Ama inşallah bu da olacak bir gün.” değerlendirmesinde bulundu.

“Müzeye dönüştürülme kararı, süreçle hesaplaşmanın müjdesi gibi…”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Diyarbakır ziyaretinde açıkladığı, cezaevinin müzeye dönüştürülmesi kararıyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Orhan Miroğlu, “Sayın Erdoğan’a sırf ve yalnızca bir Diyarbakır cezaevi mağdurunu listelere alıp milletvekili olmasını sağladığı için ömür boyu minnettar kalacağım. Aslında Cumhurbaşkanımız 10 yıl önce bu cezaevini kapatmayı istiyordu. Diyarbakır’daki bir mitingde benim de adımı telaffuz ederek Diyarbakır Cezaevi’nden söz etti. Cezaevi o konuşmadan sonra Türkiye’nin gündemine girdi. Yüzleşme toplantıları ve tartışmaları yapıldı. Ama çözüm sürecini engelleyenler maalesef bu ılımlı iklimi de sabote ettiler ve itibarsızlaştırdılar.” diye konuştu.

Kararı memnuniyetle karşıladığını anlatan Miroğlu, şunları kaydetti:

“Hayatımızın neredeyse kırk yılına mal olmuş bir mağduriyetin, Türkiye’nin siyasi tarihini değiştirmiş bir süreçle hesaplaşmanın ve mücadele etmenin bir müjdesi gibi hissettim. Ama daha bu müjde ilan edilir edilmez, itibarsızlaştırma ve önemsizleştirme kampanyaları da başlamış oldu. Bunu yapanların bu tür yüzleşme hamlelerinden anladıkları bu tür mekanların kendi siyasi hikayelerine dönüştürülmesidir. Türkiye bunu asla yapamaz ve yapmayacak da… Burası evet kültürel projelerin de hayata geçebileceği ama bir hafıza mekanı olarak da korunup değerlendirilebileceği bir yer olmalıdır.”

Bu dönem milletvekili olmadığını hatırlatan Miroğlu, ancak Meclis İnsan Hakları Komisyonu’yla görüşerek, zamanında bu cezaevi için yaptıkları çalışmanın yeniden değerlendirilmesine katkıda bulunabileceğini bildirdi. Miroğlu, “Çünkü bu tür yüzleşme projelerinde kamuoyu algısı ve hissiyatı son derece önemli ve kıymetlidir. Doğru bir zeminde ilerlemez ve algı operasyonlarıyla kuşatılırsa, kaş yapayım derken göz çıkarma hallerine düşülebilir . Hassas bir mesele. Mağdurlardan ve bu konuda kırmadan dökmeden fikir beyan edecek herkesten de olabildiğince istifade edilebilir.” dedi.

You may also like...

Bir cevap yazın