Türk askerinin Irak ve Suriye’deki görev süresi uzatıldı

Irak ve Suriye‘deki tüm terörist örgütlerden Türkiye’ye yönelebilecek saldırıları bertaraf etmek amacıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) yabancı ülkelere gönderilmesi, yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması kapsamında izin süresini 1 yıl uzatan Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi, TBMM Genel Kurulunda kabul edildi.

Genel Kuruldaki görüşmelerde İYİ Parti Grubu adına söz alan Bursa Milletvekili Ahmet Kamil Erozan, partisinin tezkereye “evet” oyu vereceğini bildirdi.

Çin’in, camilere astığı panolarla “dinin Çinlileştirilmesi” çabası içerisine girdiğini belirten Erozan, bu yaklaşımın doğru olmadığını, bu durumun insani ve hukuki mülahazaların aksine hareket etme anlamına geldiğini söyledi.

Erozan, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un, İslam konusundaki açıklamalarına cevap veren iktidarı, Çin’in Doğu Türkistan’daki politikaları ve İslam’a yönelik bu uygulamaları konusunda da tepki göstermeye çağırdı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, Japonca ve Rusça bildiğini söylediğini anımsatan Erozan, “Kendisine bir an evvel Çince de öğrenmesini tavsiye ediyorum. Böylelikle belki bu konulara biraz daha erken tepki vermek imkanını bulur. Ayrıca Çince bildiği varsayılan Büyükelçiyi de herhalde söylediklerim üzerine ayrıca uyarmaları gerekecektir.” diye konuştu.

Ermenistan’ın, dost ve kardeş Azerbaycan’a yönelik saldırıları ve süregelen işgal durumunun kabul edilemez olduğunu belirten Erozan, “Sadece kardeşlerimiz oldukları için değil, ülkelerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi gibi uluslararası ilişkilerin temel ilkelerinden birinin de ihlal edilmiş olmasından dolayı bu konudaki tavrımız açıktır.” ifadesini kullandı.

Tezkere kapsamında TSK’ya görev verildiğini ancak bölgede Jandarma Özel Harekat ve Polis Özel Harekat’ın da görevlendirildiğini ifade eden Erozan, şöyle devam etti:

“TSK’ya Irak ve Suriye’de bir görev veriliyor ama iktidar, o coğrafyada Jandarma Özel Harekatı ve Polis Özel Harekatı da kullanıyor. TBMM vermiyor böyle bir yetkiyi. Ben bunu Sayın Süleyman Soylu’ya yazılı sordum. Aldığım cevap, ‘Jandarma Özel Harekat, Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğünün yazısıyla görevlendiriliyor.’ Aynı vatan evlatlarının bir kısmını TBMM görevlendiriyor, diğerini bir Genel Müdür görevlendiriyor. Şehitlerimiz, gazilerimiz, yaralılarımız oluyor, bunun sorumluluğunu TSK adına biz, Jandarma ve Polis Özel Harekat için bir Genel Müdür üstleniyor. O Genel Müdür mü hesabını verecek sonra bu ailelere?” 

Irak’ta Türkmenler’in hala anayasal güvenceleri bulunmadığını ifade eden Erozan, iktidarın, bu konuda da adım atmasını istedi.

Erozan, Türkiye’nin Libya’da bütün yumurtaları bir sepete koyduğunu ve omlet yeme riskiyle karşı karşıya olduğunu ileri sürerek, “Omlet yemek riski derken, bütün bu yumurtaların kırılması gündemde çünkü Serrac’a yaptığımız yatırımlar galiba boşa gidiyor. Serrac ‘Ekim ayı sonunda ben bu görevi bırakıyorum.’ dedi. Şimdi iktidarın bir telaş içinde Libya ile yaptığımız Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası’nı kurtarma arayışında olduğunu gözlüyorum.” diye konuştu.

İYİ Parti’li Erozan, Oruç Reis’in artık görev sahasına dönmesi gerektiğini de belirtti.

“Nedir bu bağcıyla hesabınız?”

MHP Grubu adına söz alan Erzurum Milletvekili Kamil Aydın, tezkerenin, bireysel, bölgesel, ulusal savunma ve güvenlik ihtiyacından doğduğunu vurguladı.

“Bana değmediği sürece bin yaşasın” politikalarının artık sahada ve masada geçerli olmadığını vurgulayan Aydın, “Taciz, tecavüz ve saldırıların vuku bulmasını beklemeden potansiyel tehdit, tahrik ve riskin oluştuğu her yerde proaktif davranılıp, etkisizleştirilmesinin 21’inci yüzyıl savunma ve güvenlik stratejisinin özünü oluşturduğunun farkında ve millet olarak bilincindeyiz. Bugün, Türkiye Cumhuriyeti Devleti de buna mukabil bir tutum sergileyip proaktif davranarak, yaklaşık 40 yıldır milletimizin yurt içinde ve yurt dışında canına musallat olmuş PKK ve türevleri başta olmak üzere, her türlü terör örgütleriyle, köklerinin kazınması suretiyle, kahramanca mücadele etmektedir.” değerlendirmesinde bulundu.

Aydın, Türkiye’nin, inisiyatif alıp proaktif davrandığı diğer önemli bir meselenin, Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkaslar üçgeninde, hem karada hem de mavi vatanda kuşatmaya alınıp, etkisiz kılınmaya yönelik oldu bittilere karşı gösterdiği milli refleksi olduğunu anlatarak, “Terörle mücadelede içeride ve dışarıda bölgesinde zapturapta karşı asil ve dik duruşa kadar tüm bu gelişmelere, Türkiye muhalifi ülkelerin karşı tavrı ve açıklamaları bir noktaya kadar anlaşılabilir ama benzer, acımasız ve mesnetsiz eleştirilerin, ülke içinde, özellikle, siyaset üstü ilişkilerimiz veya güvenlik ve savunma hamlelerimize yönelik yapılması izaha muhtaçtır.” diye konuştu.

Türk siyasetinin, uluslararası bağlamda temsilini “milli maça” benzeten Aydın, “Antrenörü, oyuncuların seçimini beğenmeyebilirsiniz. Amacınız üzüm yemek olsun. Nedir bu bağcıyla, antrenörle hesabınız? Antrenör siz olduğunuzda, takımınızı seçer daha iyisini yaparsınız ama Allah aşkına, maç esnasında niye demoralize edici, onur kırıcı, hafifletici, başkalarına koz verecek bir takım girişimlerde bulunuyoruz?” sorularını yöneltti.

Yunanistan ile ilişkilere de değinen Aydın, “Ayasofya için ahkam kesen Yunanistan’a diyorum ki, ‘Benim İstanbul’umda gayrimüslimler için 430 küsur ibadethane varken, olması da gerekir, ibadet özgürlüğü hiçbir şekilde kısıtlanamaz, ecdadımızdan da bu geleneği gördük ve yaşatacağız. Koskocaman Atina’da bir tane cami yok. Şimdi, bunu söylemek yerine ‘Ayasofya’yı niye açtık? Zamanlama iyi olmadı.’ Nazım Hikmet o kadar güzel söylüyor ki Ayasofya ile İstanbul’un fethiyle ilgili. Nazım kadar olalım. Olamıyorsak o zaman, şapkayı çıkarıp önümüze koyacağız.” değerlendirmesinde bulundu.

“Aynı gemi içerisinde değiliz”

HDP Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy da partisi adına yaptığı konuşmada, tezkereye daha önce olduğu gibi bugün de “hayır” oyu vereceklerini söyledi.

“6-8 Ekim 2014 yılında Kobani protestolarının tek sorumlusu olarak HDP’yi, HDP’nin o zamanki yönetimini hedefe koyup, desturunu da evlendiği zaman hemen saraya koşup hediyeler alan bir savcı aracılığıyla yaptılar.” diyen Özsoy, Kürt meselesini iktidarın hoşuna gitmeyecek şekilde konuşan herkesin cezaevine gönderildiğini ileri sürdü.

Bu gelişmeler sonrasında iktidarın “ulusal çıkar” dediği hiç bir şeyi HDP’nin kabul etmeyeceğini söyleyen Özsoy, “Aynı gemi içerisinde değiliz. O gemiden çoktan attınız, beş yıldır, altı yıldır HDP’yi atmaya çalışıyorsunuz o gemiden. Eğer bugün HDP hala gemide ısrar edip ‘barış’ diyorsa bence hükümet gerçekten HDP’nin ayaklarına kapanıp teşekkür etmeliydi.” sözlerini sarf etti. 

Özsoy, iktidarın, “Barış Süreci görüşmeleri” kapsamında HDP ile konuşulanları açıklaması gerektiğini de ileri sürdü. 

“Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı mısınız?”

AK Parti Grup Başkanvekili Mehmet Muş, Özsoy’un sözlerine cevaben HDP’yi, dönemin AK Parti hükümetiyle yapılan görüşmelerde neler konuşulduğunu açıklamaya davet etti.

Anayasa ve kanunlarda protesto hakkının nasıl kullanılacağının belli olduğunu hatırlatan Muş, “Yakıp yıkıyorsun, ‘Biz işin içinde yokuz. Biz sadece bir tweet attık.’ Bütün örgütünüz bu işin organizasyon kısmının içerisinde.” dedi.

Muş, Özsoy’un, Türkiye’yi haksız şekilde suçladığını belirterek, “Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı mısınız, başka tarafın vatandaşı mısınız?” diye sordu.

Türkiye’nin, Suriye’ye yönelik yaklaşım ve duruşunun çok net olduğuna, burada bir terör örgütü veya çete yapılanmasına izin vermeyeceğine dikkati çeken Muş, öte yandan bölgedeki asli unsur olan Kürtler’e yönelik asla bir tavır geliştirilmeyeceğini kaydetti.

HDP’li Özsoy, Muş’un sözlerine, “15 yıl ABD’de kaldım, vatandaşlık başvurusu bile yapmadım.” diye karşılık verdi.

HDP Grup Başkanvekili Hakkı Saruhan Oluç, iktidarın Suriye’de demografik bir değişim hedeflediğini ileri sürdü.

Muş’un vatandaşlığa ilişkin sözlerini anımsatan Oluç, “Bu ülkenin yurttaşlarıyız ve lütfen bize vatandaşlık sorgulaması yapmaya da kalkışmayın, çok ayıptır böyle bir şey.” dedi.

AK Partili Muş, bölgedeki demografiyi terör örgütlerinin değiştirdiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Oranın demografisini değiştiren önce DAEŞ, insanları yerinden etti, sonra da oraya yerleşen PKK/PYD onlarca insanı yerinden, yurdundan ettiler. Türkiye, bu olaylar çıkmadan önce olması gereken nasılsa öyle olsun istiyor. Münbiç’e PKK girmiş, adam ona sesini çıkartmıyor, PKK’ya ‘çete’ diyemiyor. En büyük çete PYD. Ona ses çıkarın, ona isyan edin. Ona ses çıkartmıyor, niye? O çünkü PKK’yla ilişkili olduğu için, eş güdüm halinde çalıştığınız için. Kusura bakmayın, bize hikaye anlatmayın Sayın Oluç, hikayeye karnımız tok.”

You may also like...

Bir cevap yazın