Bize ile Bağlan

Portre

Türkiye ilim hafızalarından birini daha kaybetti

Yayınlanan

aktif

Türkiye ilim hafızalarından birini daha kaybetti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul İmam Hatip Lisesinden öğretmeni olan Mehmet Yahya Kutluoğlu, vefatından bir süre önce Anadolu Ajansının “Yaşayan İlim Hazineleri” haber dosyası kapsamında ilmi hayatıyla ilgili soruları yanıtlamıştı.

Kutluoğlu, 1928 yılında Trabzon’un Çaykara ilçesi Taşçılar köyünde doğdu.

Hafızlığı ve Arapçayı babasında okuduktan sonra ilkokulu köyünde bitiren Kutluoğlu, 1958’de İstanbul İmam Hatip Lisesinden, 1965’te İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünden mezun oldu.

Kutluoğlu, 5 yıl imam hatiplik, 2 yıl merkez vaizliği, 11 yıl imam hatip lisesi müdürlüğü, 2 yıl Din Eğitimi Genel Müdürlüğünde personel şubesi müdür yardımcılığı yaptı.

1979’da Fatih Müftülüğüne vekaleten tayin edilen Kutluoğlu, 6 yıl yurt dışında görev yaptıktan sonra 1985’te İsmailağa Kur’an Kursu Müdürlüğüne atandı.

ÖNDER İmam Hatipliler Derneğinin kurucusu ve ilk başkanı yazar Mehmet Yahya Kutluoğlu 93 yaşında vefat etti.

SORU: “Ülkemizin zor zamanlar geçirdiği yıllarda yetiştiniz ve Türkiye’nin farklı dönemlerine şahitlik ettiniz. Yaşadığınız çeşitli zorluklara rağmen ilim/bilgi yolunda yürümeye gayret ettiniz. Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?”

M. Yahya Kutluoğlu: “Trabzon’un Dernekpazarı ilçesi Taşçılar köyünde 1928 ekim ayının 10’unda dünyaya geldim. Çocukluğumun ilk devirlerini hatırlamıyorum ama 7 yaşında hafızlığa başladığım yıllardan sonraki süreci hatırlıyorum. 7 yaşında başladığım hafızlığı 10 yaşında bitirdim. Ondan sonra babamdan Arapça okumaya başladım. Babam Trabzon’un ileri gelen alimlerinden Mehmet Hanefi Kutluoğlu. Onunla ilgili ‘Topal Hoca: Hacı Lekur’ diye bir eser yazdım. İstanbul Müftülüğü yapmış talebeleri vardı. Eski medrese usulü okutan bir hocadan icazet aldı ve ondan sonra talebe yetiştirmeye başladı. Çevre köylerde de imamlık yapardı. Her nerede bulunursa hafız yetiştirir, Arapça okuturdu.”

SORU: “Babanıza dair hatırladığınız bir anınız var mı?”

M. Yahya Kutluoğlu: “Of’un bir köyünde babam imamlık yapıyordu. Yine bir gün namazdan sonra cemaatten babama soru soranlar olmuştu. Tam o esnada jandarmalar geldi babamı alıp götürdüler. Ben çocuktum tabii bir şey anlamadım ama çok korktuğumu hatırlıyorum. Bir müddet sonra babam çıktı geldi. Ne olduğunu sorduk. Başında şapka olmadığı için savcılığa götürmüşler. Yalnız babam şapka kanunu çıkınca bir doktora gidip ‘Benim kulağım çok üşüyor, bir rapor verirseniz kafamı sarayım.’ diyerek rapor almış. O raporunu gösterince onu içeriye alamamışlar.”

SORU: “İlk dini eğitiminizi hatırlıyor musunuz?”

M. Yahya Kutluoğlu: “O zamanlar imam hatip okulu yoktu. Babamdan okuyordum. Benden önce bitirenlerin müftü olduğunu duyuyordum ama dünya üzerinde hep büyük alimler Mısır’da yetişiyor, ben de ‘Oraya gitsem, orada alim olsam daha iyi değil mi?’ diye düşündüm. Trabzon’da eniştemin fabrikası vardı. Onun yanına gittim, Emniyet Müdürlüğüne hitaben, ‘Eniştemin fabrikasında çalışıyorum. Fabrikayla ilgili bazı işler için Mısır’a gitmek istiyorum.’ ifadelerinin yer aldığı bir dilekçe yazdım. Emniyet Müdürlüğüne gidip dilekçeyi verdim. Oranın müdürü müydü bilmiyorum, bana baktı ‘Gel benimle delikanlı.’ dedi. Masasındaki çekmeceden bir Kur’an-ı Kerim çıkardı, ‘Al bunu oku’ dedi. Okudum, sonra bana ‘Sen Mısır’a okumaya gidiyorsun, yazdıkların bize sökmez. Türkiye Cumhuriyeti’nin Mısır ile bir kültür anlaşması yok. Gidersin okursun, alim olursun ama gelirsin Türkiye’ye kimse tarafına bakmaz. Ne maaş, ne görev verirler. Türkiye’de 7 yerde imam hatip okulu açıldı. Git bunların birine, okuyup mezun olursun. Devlet de sana görev ve maaş verir, rahat edersin.’ dedi. Gönderdi beni. Gittim babama durumu anlattım. Babam ileri görüşlüydü, ‘Git İstanbul’dakine gir.’ dedi. İstanbul İmam Hatip Lisesine kaydımı Celalettin Ökten Hoca yapmıştı.”

“270 kişi başladığımız imam hatipten 1958’de 37 kişi mezun olduk”

SORU: “İmam hatip okulunda eğitiminize nasıl başladınız?”

M. Yahya Kutluoğlu: “Trabzon’dan İstanbul’a gemiyle geldim. Geldikten sonra bizim köyümüzden buradaki fabrikalarda çalışanlar vardı. Onların yanına misafir gittik. Okula başlayıp düzene girdikten sonra oda kiraladık. Yalnız ilk sene değil de ikinci sene başladık. O zaman okula talebe vermek kayıp sayılıyordu. Babama hayret ettiler. Çünkü okullarda solculuk ağır basıyordu. Onun için kimse çocuğunu okula vermek istemiyordu. Çocuğa lazım gelen dini bilgi verilmiyor, çocuğun kafası allak bullak oluyordu. İkinci sınıfa başladığımda köyden ablamın oğlu Bekir Topaloğlu’nu da gönderdi babam. Bir de komşu köyden bir komşumuzun oğlu bizimle geldi. 3 kişiydik, oda kiraladık, maddi durumumuz iyiydi. 270 kişi başladığımız imam hatip okulundan 1958’de 37 kişi mezun olduk. İlerleyen süreçlerde Celalettin Hoca’yı müdürlükten aldılar ve bir edebiyatçı gönderdiler. Bu kişi imam hatip okullarına karşıydı, ‘Buradan mezun olursanız size görev falan vermezler.’ dedi. 37 kişi sadece ilk sınıftan mezuniyete kadar geldik. Onların arasında da en yaşlısı bendim.”

“Hocalarımız bizi sanat icra eder gibi yetiştirdiler”

SORU: “İmam hatip okulundaki eğitim hayatınızda üzerinizde tesiri olan hocalarınız oldu mu?”

M. Yahya Kutluoğlu: “Başta Hüsrev Aydınlar (Arnavut Hüsrev) Hoca, kültür hocalarından Mahir İz. Sanatçılar nasıl özene bezene sanatlarını icra ederlerse hocalarımız da bizi öyle yetiştirdiler. Hocalarımız bizi İslam’ı yaşayacak, benimseyecek tarzda, en mükemmel şekilde yetiştirdiler. Allah gani gani rahmet etsin. Hüsrev Hoca hiç unutulacak insan değil. En yasak zamanda Fatih Camii’nin arka karanlık odalarında derslere devam ederdi. Çok güzel nasihatler ederdi. Mahmut Bayram Hoca, Salih Şeref Hoca… Bizi okuldan caydırmaya yönelik solcu hocalarımız da vardı. Mahir İz fevkalade bir adam. İslam’ı dört dörtlük yaşayan, TBMM’de senelerce katiplik yaptı. Oradaki bazı hadiseleri de bize anlatırdı. Kompozisyon ve edebiyat hocasıydı. Mahir İz, edebiyatı İslami tarzda okuturdu bize. Nurettin Topçu psikoloji hocamızdı ama Mahir İz bizi daha ziyade etkilemişti.”

SORU: “Mahir İz ile ilgili unutamadığınız bir anınız var mıdır?”

M. Yahya Kutluoğlu: Binanın en üst katındayız. Burada bir odada son sınıf, bir odada müdür odası vardı. Bir gün çağırdı beni, ‘Cağaloğlu’nda Yeni Sabah gazetesinin Yazı İşleri Müdürü Hakkı Devrim ile görüşeceksin. Onlar sana bir şeyler yazdıracaklar, onları yazacaksın.’ dedi. Ben, ‘Beceremem onu, benim yapacağım iş mi hocam?’ dedim. Kompozisyondan 9-10 alırdım, ‘Ben seni biliyorum. Bedava çalışmak yok, paranı alacaksın. Hadi git bakayım.’ dedi. Gidip görüştüm, ‘Gazetenin Ramazan köşesinde İstanbul’un ileri gelen alimlerinin hayatını yazacaksın. Yazar mısın?’ dediler. Bir örnek istediler. Ömer Nasuhi Bilmen Hocamızı yazıp götürdüm, beğendiler. Bazı günler çift yazı kaleme aldığım oldu, 40’a yakın kişiyi yazdım. Bize böyle ehemmiyet gösterirdi.”

SORU: “Hayat yolculuğunuzda sizi etkileyen şahsiyetlerden veya dönemin yaşayan alimlerinden tanıdıklarınız oldu mu?”

M. Yahya Kutluoğlu: “Zaman zaman hocalarımızdan başka alimleri de ziyaret ederdik. Mesela Gönenli Mehmet Efendi’yi, Mahmut Efendi’yi ziyaret ederdik. Çok vaktimiz de yoktu. Babam harçlık gönderiyordu ama bazen de yetmiyordu. Matematik dersine kafam biraz çalışmazdı. Nedim Urhan sağ olsun bana matematik dersi verirdi. O dönemlerde Necip Fazıl Kısakürek’i de tanıdım. Mesela Ahmet Efendi vardı daha önceleri hatırladığım. 1929’de Of’ta çok büyük bir zelzele oldu, ben 8 aylıkmışım. O yıllarda pek çok insanı muhacir olarak batıda farklı bölgelere gönderdiler. Bunlardan birisi de Terzi Ahmet Efendi’ydi. Bir müddet maişeti için terzilikle meşgul olduğu için adı öyle kaldı. Alim adamdır, Yusuf Ziya Kavakçı ondan icazet almıştır.”

SORU: “İmam hatipten mezun olduktan sonra ne yaptınız?”

M. Yahya Kutluoğlu: “İmam hatip okulunun son sınıfındayız. Başbakan Adnan Menderes bir beyanat verdi, ‘Bu sene okullarımız mezun veriyor, onlara yüksek tahsil yaptıracağız, üniversiteye gidecekler.’ diye. Mezuniyet ve yüksek tahsil sevinciyle gittik memleketlere. Sonbahar geldi, ses seda yok. Geldik idarecilere sorduk, açılmadı dediler. ‘Ankara’ya gidin ama kalkıp da başı boş gitmeyin. Bir dernek kurun. Dernek namına gidin, lafınız dinlensin.’ dediler. Biz de ‘İstanbul İmam Hatip Okulu Mezunları Cemiyetini’ kurduk. En yaşlı benim ya, beni başkan yaptılar. Ondan sonra Ankara seferleri başladı. Başbakan ile de milletvekilleriyle de görüştük. Celal Yardımcı o zaman Milli Eğitim Bakanı, o açmıyor dediler. ‘Bir imam hatip okuluna gitmiş ve kapısının arkasında mandalina kabuğu görmüş. Ondan dolayı bunlara yüksek tahsil yaraşmaz.’ demiş. Biz başka bir bakan Tevfik İleri’ye (Demokrat Parti hükümeti Milli Eğitim Bakanı) gittik. Din Görevlileri Derneği Başkanı da o zaman Konya milletvekili, o da heyetle beraber. Bizi dinledikten sonra Milli Eğitim Müsteşarına telefon açarak veryansın etti, ‘Bu okullar açılacak ama bugün ama yarın.’ dedi. Başbakan’a gittik, Milli Eğitim Bakanı da oradaydı. Orada ona tekrar talebimizi ilettik. Sonra Bakan gitti, heyetteki milletvekilleri Adnan Menderes ile görüştü ama meğer Cumhurbaşkanı da oradaymış. Bakan onu aramış söylemiş hemen. Cumhurbaşkanı da işe karşıydı, bizim iş böylelikle yattı. Askerlik yolu gözüktü.”

“Ne yaparsan yap darbeler sevimli ve iyi bir şey getirmez”

SORU: “Askerliğiniz ihtilal yıllarına denk geliyor, biraz bahsetmek ister misiniz o yıllardan?”

M. Yahya Kutluoğlu: “Evet, 1960 yılı ihtilali sırasında askerlik yapıyordum. Kura 8. Piyade Alayına çıktı. Güzel yerdi. Doktor, mühendis herkes geldi. Okul ikiye bölünecek çünkü kimse geri gitmek istemiyordu. Daha sonra kura çektik İstanbul-Selimiye Kışlası çıktı, oraya geldik. Başımıza bir yüzbaşı koydular. Yoğun bir çalışma içine girdik. Ramazan geldi. Bize yer ayırdı, teravih kıldık. 3 ay sonra yemin ettik ve okula geri döndük. 3 ay da okulda kaldık. Tekrar kura çektik Hadımköy 8. Piyade Alayına geldik. Derken 1960 ihtilali oldu. Alay Komutanı Salih Polatkan yoktu, izindeydi. Uçakla getirdiler ve kışlanın önüne bıraktılar onu. Ben de (espir) özel kalemde müdür yardımcısıydım. Alayı topladık. Komutan Salih Polatkan konuşma yaptı, ‘Sakin olun, taşkınlık yapmayın’ diye.

Ne yaparsan yap darbeler sevimli ve iyi bir şey getirmez. Menderes’i ve ondan sonra gelenleri de yediler. Öğrencime (Recep Tayyip Erdoğan) hep dua ediyorum. Dinime, milletime, memleketime güzel hizmet verenlere hayırlı başarılar ihsan etsin. Milletimi soyanlara, milletimin parasını ceplerine koyanlara fırsat verme ya Rabbi.”

SORU: “Sonrasında ne yaptınız?”

M. Yahya Kutluoğlu: “Darbeden sonra mezun olup geldim. Emin Camii’nde imamlık görevi verdiler. Kadir Topbaş’ın babası beş vakit namazını arkamda kılardı. İyi bir adamdı ve camiye çok hizmet yaptı. Daha sonra pek çok idari görevde bulundum tabii.”

“(Cumhurbaşkanı Erdoğan) Hizmet vermeye yönelik bir kabiliyete sahipti”

SORU: “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan sizin öğrencinizdi, nasıl bir öğrenciydi anlatabilir misiniz?”

M. Yahya Kutluoğlu: “İyi bir öğrenciydi, İstanbulluydu. Biz köyden geldik tabii ama o güzel giyinir, güzel konuşurdu ve sözü sohbeti yerindeydi. Talebe temsilcisi ve başkanıydı. Öğrencilerle ilgili bir sorun olduğu zaman onun kanalıyla çözüme ulaştırılırdı. O ya da bu şekliyle yaratılış kaynaklı (Cumhurbaşkanı Erdoğan) hizmet vermeye yönelik bir kabiliyete sahiptir.”

SORU: “Vefalı bir öğrenci midir, arar mı sizi?”

M. Yahya Kutluoğlu: “Ben aile reisliği , müftülük yaptım ve birkaç okul idare ettim. Oralarda çektiğim sıkıntıları düşünüyorum da onun (Erdoğan) bütün bir Türkiye’yi idare ederken kalkıp sana telefon edip ‘Nasılsın, iyi misin?’ demesi zordur. Lakin karşılaştığımız zaman, gördüğünüz gibi elimi öpüyor. Geçen sene 130 sivil toplum kuruluşu ramazanın son günü 2 bin kişilik bir iftar yemeği verdi. Beni götürdüler, Cumhurbaşkanı’nın sofrasına ismimi yazmışlar, oturdum. Biraz sonra Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş gelip yanıma oturdu. Dedim ki tanışalım. Bana dedi ki ‘Hocam nasıl tanışalım, diplomam da adın var.’ (Gülüyor)

Derken orada (Cumhurbaşkanı Erdoğan) ile karşılaştık, biraz sohbet ettik. O günlerde (teröristler) Doğu’da bir katliam yaptılar. Konuşmasında ondan bahsetti, ardından da bir ufacık seçim yapılacaktı. Kürsüden inince tokalaştık, eğildim kulağına, ‘Ve tevekkel Alallah, ve kefa billahi kefila.’ dedim. Bunun üzerine bana, ‘Hocam zaten başka bir şeye güvenmiyoruz.’ dedi. (Gülüyor) Ardından bir genç geldi elimi öptü, ‘Hocam ben öğrencinizdim’ dedi ‘Ne iş yapıyorsun?’ diye sordum, ‘TRT Genel Müdürüyüm (İbrahim Eren)’ dedi.

Velhasıl, (Erdoğan) karşılaştığımız zaman hürmetini, saygısını gösterir. Gördüğünüz gibi el öpmeye varıncaya kadar sevgisini gösterir. Ben de zaten başka bir şey beklemem, beklemem de uygun değildir.”

SORU: “Siz öğrencinizi başarılı buluyor musunuz?”

M. Yahya Kutluoğlu: “2019 senesinde AK Parti bir toplantıya çağırdı beni, gittim. Dediler ki, ‘Biz bu iktidarı eski hükümetten devralırken, 21 milyon kadar bütçe aldık. Şimdiye kadar İstanbul’un alt yapılarına 28 milyar harcama yaptık.’ Bu ne demek? O milyarlar oraya harcanmıyordu. E sana bana hizmet veriyorsa niye bu kadar eleştiriliyor? Niyesini söyleyeyim çünkü namaz kılıyor, namaz. Öğrettiğim orucu tutuyor, Kur’an okuyor, onun için sevmiyorlar. Öğrettiğim Kur’an’ı okuyor diye ne Amerika seviyor, ne Rusya seviyor ne de Türkiye’deki gayrimüslimler seviyor.

Nedir, kusurlu buluyorlar? İmam hatip okullarına yol verdi, hizmet ediyor, cebine atmıyor, millete harcıyor. Kusur mu? Kusur olur çünkü kusur yaratılışımızda var. Adem Aleyhisselam da yasak olan ağaçtan meyve yedi, kusur işledi. Kusur bize cennetten miras kaldı çünkü yaratılış budur. Adem Aleyhisselam yalvardı, yakardı kusuru affedildi. Sen de ben de yalvarır yakarırsak affeder. Kusurlu olarak yaratılmışız. Cenabıhakk Peygamberine diyor ki, ‘Dinime başkalarını güzellikle, güzel nasihatlerle yalvararak ve içini dökerek, naz-ü niyaz ederek çağır.’ Kusuru ve eksiği var diye kurşun sık demiyor.”

Kültür

Çağdaş Türk tiyatrosunun kurucusu Muhsin Ertuğrul, vefatının 43. yılsinde anılıyor

Yayınlanan

aktif

Yazar

Çağdaş Türk tiyatrosunun kurucusu Muhsin Ertuğrul, vefatının 43. yılında anılıyor

Sirutubeta ve tiyatro yönetmeni, oyuncu, çevirmen Ertuğrul, Hariciye Nezareti işgörenlarından Hüseyin Hüsnü Bey ile Alman aslolanlı Fatma Dilruh Hanım’ın oğlu olarak İstanbul’da 28 Şubat 1892’de dünyaya geldi.

İstanbul Tefeyyüz Mektebi, Darüledep, Soğukçeşme ve Toptaşı Rüştiyesi ile Mercan İdadisi’nde eğitim alan Ertuğrul, çocuk yaşlarında meddah, Hacivat Karagöz ve orta oyunu benzer halde ananesel sahne gosterilerine ilgi duymaya başladı.

Sanatçı, rüştiyede öğrenciyken okul dostlarıyla çeşitli fakattör tiyatro emek harcfakatları yapmış oldu ve tiyatroyla ustalaşmış manada 1909’da Erenköy’deki Burhanettin Kumpanyası’nın “Sherlock Holmes” oyununda canlçağrıştırdığı “Bob” karakteriyle tanıştı.

Türk tiyatrosuna yön verdi

Daha sonrasında Odeon Tiyatrosu’nda çalışan Ertuğrul, William Shakespeare tarafınca kevrene alınan “Othello” ve Türkiye’de ilk kez sahnelenen “Hamlet” piyeslerinde rol aldı.

Başarılı tiyatrocu, dostı Vahram Papazcayan’ın tavsiyesiyle kendini geliştirmek suretiyle 1911’de gitmiş olduğu Fransa’dan 1912’de Türkiye’ye dönerek dostlarıyla kendi toplyüceğunu kurdu.

Türk tiyatrosuna yön veren Ertuğrul, 1913’te gene Paris’e giderek, bir taraftan eğitimini tfakatmlarken, öteki taraftan dünyaca meşhur tiyatro toplyüceklarıyla tanışma olanakı elde etti.

Aynı yıllerda Comedie Française’de Paul Gravolet’ten hususi dersler alan Ertuğrul, Şehzadebaşı’nda açmış olduğu Ertuğrul Sirutubetası’nda, film gösteryazcaımnmaleri ilkinsi kısa tiyatro oyunları sahneledi.

Kurtyüceş Savaşı üstüne ilk belgesel sayılan “Zaışık Yolları”nı çekti

Muhsin Ertuğrul, 1914’te İstanbul’da Darülbedayi adıyla yaşfakat geçen, sonrasındaki yıllerda Şehir Tiyatroları adını alan merkezin müesseseunda yer aldı. Sanatçı, Darülbedayi’de Reşat Rıdvan Bey ve Andre Antonie ile birlikte nazcaaranv yapmış oldu.

Sirutubeta ve tiyatro araştırmaleri yapmak suretiyle 1918-1921’de yaşamış olduğu Berlin’de İstanbul Film şirketnıni kuran Ertuğrul, aynı dörutubet Üstat Film’in ortaklığını ve yönetmenliğini de üstlendi.

Usta tiyatrocu, “Karanlıkta Işık” adlı fbilimselmizde mühim bir rol aldıktan sonrasında “Samson”, “Kara Lale Bayramı” ve “Şeytana Tapanlamış olur” filmlerini çekti. Almanya günleri esnasında 1917’de “Edebi Tiyatro Heyeti” adlı bir toplyücek da kuran sanatçı, o yıllerda Halit Fahri Ozansoy’un “Baykuş” piyesini de sahneledi.

Berlin’de “Beranien Düşesi” fbilimselmizde ihtilalci bir subay görevinü oynayan Muhsin Ertuğrul, Türkiye’ye döndükten birkaç ay sonrasında “Temaşa Dergisi”nde çeşitli beyazca perde eleştirileri kevrene aldı.

Robert Kolejinde, Halide Edip’in löğrenektosunu yazcamış olduğu, Vedi Sabar’ın bestelediği “Kenan Çobanlamış olurı” operasını hazcaırlayan Ertuğrul, Kurtyüceş Savaşı üstüne ilk belgesel sayılan “Zaışık Yolları” adlı fbilimseln yönetmenliğini üstlendi.

İlk sesli Türk fbilimsel “İstanbul Sokaklarında”yı çekti

Muhsin Ertuğrul, 1925-1927’de byücenmuş olduğu Sovyetler Birliği’nde Nazcaım Hikmet vesilesiyle beyazca perde dünyasından pek oldukca kişiyle tanışma ve emek harcfakat fırsatı buldu.

Burada “Tamilla”, “Spartaküs” ve “Beş Dakika” filmlerini çeken sanatçı ek olarak Moskova’da tüm tiyatrolara girme izni alarak Stanislavski, Nkomutoviç-Dançenko, Aleksandır Yakovleviç Tayrov, Vsevolod Meyerhold benzer halde adlarle tanışıp onların emek harcfakatlarına katıldı.

Ertuğrul, ABD’ye seyahat ederek beyazca perde ve tiyatro üstüne çeşitli araştırmalarda byücenmuş oldu ve İstanbul’a döndüğünde 1927’de üstlendiği Darülbedayi’nin sanat yönetmenliğini 1949’a kadar sürdürdü.

İlk sesli Türk fbilimsel “İstanbul Sokaklarında” ve “Bir Millet Uyanıyor”u çeken Ertuğrul, “Karım Beni Aldatırsa”, “Söz Bir Allah Bir”, “Leblebici Horhor Ağa”, “Aysel Bataklı Damın Kızı” filmlerinde senarist olarak Mümtazca Osman takma adını kullanan Nazcaım Hikmet’le birlikte çalıştı.

Türkiye’de 1922’den 1940’a kadar tek film yönetmeni olan Ertuğrul, 1928’de Türkiye’nin ikinci büyük yapım şirketi İpek Film’in kurulmasına öncülük etti ve “Ankara Postası” adlı fbilimseln büyük ticari başarı kazcaanmasının ardından İpek Film’de yönetmen olarak 20 filme imza attı.

Ertuğrul, 1931’de Tiyatro Meslek Okyücenun kurucuları içinde yer aldı. 1933’te İstanbul’a çağrılan Viyana Müzik ve Tiyatro Akademisi başkanı Joseph Marx, Belediye Konservatuvarının öncüsü sayılabilecek bu okyüce yeni baştan düzeyledi ve Muhsin Ertuğrul bu kurumda da dersler verdi.

Ege Üniversitesi’nce fahri doktor hisseesi verildi

Sanatçı, Moskova’da çocuk tiyatrosu üstüne de araştırmaler yapmış olduktan sonrasında 1935-1936 sfaizunda İstanbul Şehir Tiyatrosunda Türkiye’deki ilk tertipli çocuk oyunlarını başlattı. Ertuğrul, tiyatro alanında verdiği hizmetler sebebiyle 1932’de Goethe Madalyası ile ödüllendirildi.

Ankara Devlet Konservatuvarında da bir süre tiyatro öğretmeni olarak nazcaaranv meydana getiren Ertuğrul, 1941’de eşi Handan Ertuğrul’la birlikte “Perde” ve “Sahne” adlı bir mecmua çıkardı.

Ertuğrul, 1947’de Ankara’da Küçük Tiyatro, 1948’de Büyük Tiyatro’yu kurdu ve 1949’da Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’ne getirildi.

“Bir Komiser Geldi” oyunundaki müfettiş göreviyle oyuncu olarak son kez sahnede görülen sanatçı, 1950’de Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü nazcaaranvinden çekilme etti.

Ertuğrul, Türk beyazca perdesında tfakatmı renkli ilk film olan “Halıcı Kız”ı 1953’te çekti ve bu film Ertuğrul’un son beyazca perde emek vermesi oldu. 1954’te ikinci kez Devlet Tiyatrosu Genel Müdürü olan Ertuğrul, 1955’te Küçük Tiyatro ve Oda Tiyatrosu’nu açtı.

Daha sonrasında 1958’de İstanbul Şehir Tiyatrosu’na başyönetmen olarak atanan Ertuğrul, 1966’ya kadar bu nazcaaranvini sürdürdü. Ertuğrul, bu zfakatnda Üsküdar Tiyatrosu, Kadıköy Tiyatrosu ve Zeytinburnu Tiyatrolarını açarken, 23 Ekim 1971’de Türkiye’de ilk kez Devlet Kültür Armağanı’nı aldı.

Usta tiyatrocu, 1974’de 82 yaşlarındayken gene Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliğine atandı. Ertuğrul, tiyatronun yanı sıra Türk beyazca perdesında da çeşitli türlerdeki ilk örneklerini veren 30 film yönetti.

“Leblebici Horhor Ağa” fbilimselyle “2. Venedik Film Festivali’nde” Türk beyazca perdesına ilk internasyonal ödülü kazcaanmıştırran Muhsin Ertuğrul, Batı tiyatrosunun yorum, sahne tekniği ve yönetim alanlamış olurındaki yeniliklerini Türk tiyatrosunda da uygulfakatya koydu ve tiyatronun İstanbul haricindeki kentlere yayılmasına katkıda byücenmuş oldu.

Çağdaş Türk tiyatrosunun temelini atan ve geliştiren Muhsin Ertuğrul’a 23 Nisan 1979’da Ege Üniversitesi’nce fahri doktor hisseesi verildi. Sanatçı, unvanını almak ve sanat yaşam deliğinin 70. yıl kutlfakatlarına katılmak suretiyle gitmiş olduğu İzmir’de 29 Nisan günü kalp krizi sonucu yaşam deliğini yitirdi. Ertuğrul’un cenazcaesi, İstanbul’da Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Devamını görüntüle

Kültür

Türk müziğine adanan yaşam: Münir Nurettin Selçuk

Yayınlanan

aktif

Yazar

Türk müziğine adanan ömür: Münir Nurettin Selçuk

Türk müziğinin unutulmazca adlarınden bestekar, eğitmen ve koro şefi Münir Nurettin Selçuk’un vefatının üstünden 41 yıl geçti.

Darülfünun İlahiyat Fakültesi Fars Edebiyatı profesörü ve Kadıköy Sultanisi Fransızca öğretmenlerinden ozan Mehmed Avni Nureddin Bey ile Fatma Hanife Hanım’ın oğlu olan Selçuk, 1900’da İstanbul Sarıyer’de dünyaya geldi.

Çeşitli kaynaklarda doğum yılı 1899, 1900 ve 1902 olarak da emarelen sanatçı, ilköğretimu Beyazcaıt İbtida-i Mektebi’nde okuduktan sonrasında Soğukçeşme Askeri Rüştiyesi’nde, arkasından Kadıköy Sultanisi’nde tahsil görmüş oldu.

Henüz 10 yaşlarında sesinin sonbaharelliği fark edilen Selçuk, 15 yaşlarındayken girmiş olduğu Kadıköy’deki Darülfeyzi Muyarağı Mektebi’nde üç yıl eğitim aldıktan sonrasında bu kurulle ilk konserine çıktı.

Selçuk, sınav sonucu elde etmiş olduğu başarıyla Darülelhan adıyla etkinlik gösteren İstanbul Belediyesi Konservatuvarına girmeye hak kazcaanmıştır.

Şark Muyarağı Cemiyeti’nin kurucuları içinde da yer aldı

Şark Muyarağı Cemiyeti’nin kurucuları içinde yer edinen sanatçı, I. Dünya Savaşı’nın ilaçm etmiş olduğu 1917’de, ailesinin isteği üstüne Macaristan’a ziraat tahsiline gönderildi sadece muyarağıye olan sevdası sebebiyle babasını ikna ederek kısa süre sonrasında yurda döndü.

Münir Nurettin Selçuk, bir dörutubet Fenerbahçe’de futbolca oynadı ve kulübü ziyaret eden Mustafa Kemal Mustafa Kemal Atatürk’le de burada tanışma fırsatı buldu.

Muyarağıye ciddi şekilde bağlanan sanatçı, 1923’te askerlik hizmetini yapmak suretiyle teğmen aşfakatsiyle girmiş olduğu Muzıka-i Hümayun’da müezzinliğe atfakat edildi.

Cumhuriyet duyuru edilince aynı aşfakatyle Ankara’daki “Riyaset-i Cumhur İncesazca Heyeti”ne dahil olan sanatçı, Mustafa Kemal Atatürk’ün maiyetinde byücenmuş oldu. Sanatçı, 1926’da Mustafa Kemal Atatürk’ten izin alarak kurulten ayrılarak, İstanbul’a döndü.

Türk muyarağısinde bir ekol oldu

Selçuk, 1928’de İstanbul’da Sahibinin Sesi Plak Şirketi’yle antak kalma yapmış oldu. Ardından muyarağı inbiçimasyonsini arttırmak fakatcıyla Paris’e giderek bir yıl kalan sanatçı, Paris Konservatuvarında şan, piyano ve solfej dersleri aldı.

Enise Hanım ile 1928’de evlenen ve eşinin 1966’da vefatına kadar ayrılmayan usta sanatçının, bu eşiyle olan evliliğinden Meral adını verdiği kızı dünyaya geldi. Şehime Erton ile eşiyle olan evliliğinden ise oğulları Timur ve Selim dünyaya geldi.

Sanatçı, Beyoğlu’ndaki Fransız Tiyatrosu’nda 22 Şubat 1930’da ilk solo konserini verdi.

Türk muyarağısinde bir dönüm noktası olan konser, Tanburi Mesut Cemil, kemençeci Ruşen Ferit, udi Nevres, kanuni Artaki ve keengel Nubar’ın refakatinde ilk kez frak giyilerek, ayakta, yepyeni bir üslupla ve mikrofonsuz gerçekleştirildi.

Farklı biçimlarda 100’ün üstünde beste

Münir Nurettin Selçuk, klasik Türk müziğinin sözlü icrasında, makam ve usül inbiçimasyonsinde, ses perdelerinin doğru kullanımında, seyir egemenlikinde zirve olarak gösteryazcaımndı.

Belediye Konservatuvarı İcra Heyeti’ne 1942’de giren sanatçı, kurulten 1943’te ayrıldı.

Usta sanatçı, İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Muyarağısi Konservatuvarında sualmluiyet dersleri verdi, 1953’te İstanbul Radyosunda müşavirlik goreviyle icra kuruli başkanlığı gorevini üstlendi..

Solo konserleriyle Türk müziğinde çığır açan Selçuk, değişik biçimlarda 100’den fazcala yaratıe imza attı, yurt haricinde da fazcalaca sayıda konser verdi.

Unutulmazca sanatçı, Mevlana, Fuzuli, Nedim, Ahmet Paşa, Şeyh Galip, Ziya Paşa, Süleyman Nazcaif, Tevfik Fikret, Vecdi Bingöl, Yahya Kemal Beyatlı, Faruk Nafiz Çamlıbel, Behçet Kemal Çağlar, Necdet Atılgan, Munis Faik Ozansoy, Cahit Sıtkı Tarancı, Ümit Yaşar Oğuzcan, İsmet Bozdağ ve Refik Ahmet Sevengil’in şiirlerini besteledi.

Selçuk, 1970’li yıllera kadar plak emek harcfakatlarının yanında yurt içi ve yurt dışı konserlerine ilaçm etti.

“Allah’ın Cenneti” ve “Kahveci Güzeli” filmlerinde oynadı

Tambur ve piyano çalan Münir Nurettin, kendindson olarakraki dörutubetlara örnek bir muyarağı adamı oldu, neredeyse tüm beste şekillerindeki yaratıleri okuyabilen bir yorumcu oldu ve pek fazcalaca gencin yetişmesine katkı elde etmiş oldu.

Cumhurbaşkanlığınca 1981’de takdim edilen “Mustafa Kemal Atatürk Sanat Ödülü”ne layık görülen sanatçı, Muhsin Ertuğrul’un ilk müzikal film gözgüretim etmesi olan 1939 yapımı “Allah’ın Cenneti” fbilimselyle 1941 yapımı “Kahveci Güzeli” filmlerinde oynadı.

Selçuk, Kahveci Güzeli’nde Stanetin Kaynak’ın bestelediği “Ela Gözlerini Sevdiğim Dilber”, “Aşığım Baharın Yeşil Gaslıne”, “Zeynebim Uçtu Gitti”, “Garibiz, Gurbet Bize Artık Bir Sıla Oldu”, “Çoban Kızı” ve “Yad Eller Aldı Beni” yaratılerini yorumladı.

Arap filmlerine Stanetin Kaynak’ın yazcamış olduğu yaratıleri okuyan Selçuk, bazcaı müzikal filmler için yaratıler de besteledi.

Münir Nurettin Selçuk, 27 Nisan 1981’de Nişantaşı’ndaki evinde vefat etti ve Aşiyan Mezarlığı’na defnedildi.

Adına pul baslolanan sanatçının adı, yapmış olduğu besteler ve İstanbul’a olan sevgisi sebebiyle Kalamış’ın ana caddesine ve Bağcılar’da bir ilköğretim okyücena verildi.

Sanatı, konservatuvarlarda sav ve doktora mevzusu olarak çalışılan sanatçının yaşamı, Ayşe Kulin tarafınca 1996’da “Bir Tatlı Huzur” adıyla kitaplaştırıldı.

Sanatçının bestelerinden bazcaıları ise şöylekiki:

“Beni Kör Kuyularda Merdivensiz Bıraktın”, “Kalamış”, “Aziz İstanbul (Güfte: Yahya Kemal Beyatlı)”, “Söyleki Sevgili”, “Gül Yüzünde Göreli Zülf-i Semen-say Gönül”, “Safa-yı Metle Parıldasın Cam deliğimiz”, “Hülyfakat Doğan Son Güneşim”, “Son Hevesimde”, “Varalım Kuy-ı Dilaraya Gönül Hu Diyerek”, “Bir Söz Dedi Canan ki Keramet Var İçinde”, “Rindlerin Akşamı (Dönülmez Akşamın Ufkundayız) (Güfte: Yahya Kemal Beyatlı)”, “Ne Doğan Güne Hükmüm Geçer Ne Halden Anlayan Byücenur”, “Endülüs’te Raks”, “Sessiz Gemi”, “Rindlerin Ölümü”, “Sen Şarkı Söylekidiğin Zfakatn”, “Dumanlı Başları Göklere Ermiş”, “Yedi Renk Üstüne Hareli Dağlar.”

Devamını görüntüle

Portre

Çeçenistan’da bağlarımsızlık cenkımsinin sembolcaü Cahar Dudayev’in ölümünün üstünden 26 yıl geçti

Yayınlanan

aktif

Yazar

Çeçenistan’da bağımsızlık mücadelesinin sembolü Cahar Dudayev'in ölümünün üzerinden 26 yıl geçti

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonrasında Çeçenlerin bağlarımsız olma cenkımsine önderlik eden Dudayev, 1944’te Josef Sikinciln’in yönergeiyle Çeçen ve İnguş halklarının Orta Asya ve Sibirya’ya sürüldüğü dörutubetde Çeçen bir ailenin evladı olarak dünyaya geldi.

Çocukluk yıllerı Sibirya’da sürgünde geçen Dudayev, 1957’de Sovyetler Birliği’ni yöneten Nikita Kruşçev’in Kafkas halklarının saygınlıkını geri verme sonucu sonrasındası ailesiyle Grozni’ye döndü.

Dudayev, Kuzey Osetya Devlet Üniversitesi Fizik-Matematik Fakültesine girdi sadece birinci dersliktan sonrasında anasınden gizli saklıce Rusya’nın Tambov şehrinde askeri pilotluk için uzmanlık dersleri aldı arkasından Tambov Askeri Pilotluk Yüksekokyücenda tahsilini tfakatmladı.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) Silahlı Kuvvetlerinde 1962’de nazcaaranve süregelen Dudayev, girmiş olduğu Gagarin Hava Harp Akademisinden üstün başarıyla 1974’te mezun oldu.

Başarılı bir subay oldu

Sovyet ordusunda nazcaaranvlerindeki başarılarından dvakası pek oldukca madalya alan cenk uçağı pilotu Dudayev, orduda iyi eğitimli ve becerili bir subay olarak adınden bahsettirdi.

Askeri yaşamında dayanıklılığı, sakinliği ve insanoğlua verdiği kıymetle öteki komutanlamış olurdan ayrılan Dudayev, kısa sürede tümgeneralliğe terfi etti.

SSCB’nin dağılma sürecinde birlik içindeki ülkelerde bağlarımsızlık hareketleri baş gösterdi. Bağımsızlıklarını duyuru etmek için Baltık vatanlamış olurında isyanlamış olur başladı. Sovyet makamları, Estonya’da nazcaaranv icra eden Dudayev’e isyanlamış olurı zor kullanarak bastırma yönergeı verdi. Ancak Dudayev, bağlarımsızlığı için muharebeyen insanoğlua bomba atmayacağını so şekildeyerek bu yönergea karşı çıktı.

Çeçenistan’ın bağlarımsızlık hareketinin başına geçti

Hayatında dönüm noktası olacak bu andan saygınlıken Dudayev, Rusların gaslınde artık asi bir komutan oldu. Ordudan ayrılarak Grozni’ye geçen Dudayev, Çeçenistan’ın bağlarımsızlık cenkımsine katıldı.

Dudayev, 1990’da toplanan Çeçen Halk Kongresinde halk meclisinin İcra Komitesi Başkanlığı’na seçildi. Bu arada ertesi yıl devlet içinden bir grup, Sovyetler Birliği’nin önderi Mihail Gorbaçov’dan yönetimi almak suretiyle Moskova’da darbe girişiminde byücenmuş oldu. Başarısız darbe girişimi 3 gün sürse de bu fiil, Sovyetler Birliği içinde büyük sualnların deposu oldu.

Dudayev, o esnada darbecilerle iş birliği icra eden Çeçen-İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne karşı süregelen halk hareketinin başına geçti.

Aynı yıl toplanan 2. Çeçen Halk Kongresinde ülkenin bağlarımsız “Çeçenistan Cumhuriyeti” olarak duyuru edilmesine karar verildi.

Kongrede geçici yargıet diye deklare edildi ve başına İcra Komitesi Başkanı olarak seçilen Dudayev’in geçmesi kararlaştırıldı. Dudayev, bo şekildece Çeçen-İnguş Cumhuriyeti yönetimine paralel bir yönetim kurdu.

Moskova’daki darbe girişiminin arkasından Çeçenistan’daki Sovyet bağlantılı yönetime karşı prokontrolo mitinglerini organize eden Dudayev, ülkede cumhurbaşkanlığı seçimi duyuru etti.

Bağımsız Çeçenistan’ın ilk cumhurbaşkanı

27 Ekim 1991’de meydana getirilen seçimde cumhurbaşkanı seçilen Dudayev’in ilk icraatı, Çeçenistan’ın Sovyetler Birliği’nden ve Rusya’dan bağlarımsızlığını duyuru etmek oldu.

Moskova’daki darbe girişimine karşın Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreteri Mihail Gorbaçov, yönetimi cuntacılara vermese de bu süreçtson olarakra Gorbaçov Parti Genel Sekreterliği’nden çekilme etti. Bo şekildece ülke yönetiminde oluşan boşlukta, darbeye karşı çıkan ve genel oyla seçilen Rusya Başkanı Boris Yeltsin yönetimi eline aldı. Yeltsin, SSCB’nin dağılması sonucuna imza attı.

Yeltsin, Çeçenistan’ın bağlarımsızlık sonucunı tarifayarak Cumhurbaşkanı Dudayev’e tepki gösterdi.

Sovyetlerden kalan tabancaları toparlayarak gelecekte Rusların düzeyleyebileceği bir hücumya karşı hazcaırlık icra eden Dudayev, Moskova ile siyasal temas kurmaya çalıştı.

Dudayev’in bu yöndeki çabalarına karşılık Yeltsin ise Aralık 1994’te Rus birliklerini Çeçenistan’a gönderdi.

Ruslara karşı direniş

Rus ordusu iki saatte Grozni’yi alma planı ile hareket etse de Dudayev’in Rus ordusundaki gözgüretimleri yardımıyla aylar sürecek Çeçen-Rus cenkı başladı.

Rus ordusu; hanım, çocuk ayırt etmeden sivillerin yaşamış olduğu bölgelere hava desteğiyle bombalı hücumlar düzeyledi. Asker sayısı ve tabanca gücü bakımından Çeçenlere nazcaaran güçlü olan Rus ordusu, Grozni’de büyük bir direnişle karşılaştı. Çeçenler, ellerindeki kısıtlı olanaka karşın şehri bir süre Ruslara teslim etmedi.

Ancak şehrin bombalarla daha oldukça tahrip olmasını engellemek için Çeçenler dağlara çekilerek gerilla taktiği uygulfakatya başladı. Şehirdeki Rus karargahlarına hücumlar düzeyleyip dağlara geri çekilen Çeçenlerin bu taktiği, Ruslara büyük zayiat verdirdi.

Dudayev komutasında süregelen cenkımde sayıca azca olan Çeçenler, Ruslara karşı başarıya ulaşmış operasyonlar gerçekleştirmiş oldu.

Yaklaşan devlet başkanlığı seçimleri ilkinsinde Rusların, Çeçenler karşısında büyük yitiklar vermesi Yeltsin’e puan yitirdirdi. Yeltsin, hem kamuoyu nezdindeki popülaritesini çoğaltmak hem de Çeçen direnişini kırmak için Dudayev’e suikast yönergeı verdi.

Görevi süresince Dudayev’e onlarca kez suikast girişiminde byücenulmuş oldu.

İki yıl sonrasında 21 Nisan 1996’da Çeçenistan’ın batısında bir köyde uydu telefonu ile mevzuşurken Ruslar tarafınca mevzumu belirlenen Dudayev, byücenmuş olduğu yere atılan Rus roketleri sonucunda yaşamını yitirdi.

Devamını görüntüle

Trend Haberler