Uzmanlar Gezi olayları sürecinin ekonomik ve sosyal yönünü değerlendirdi

Uzmanlar, Taksim Yayalaştırma Projesi kapsamında Gezi Parkı‘ndaki ağaçların başka yere taşınacağı bahanesiyle 2013 yılında, 27 Mayıs’ta başlayan ve 8 Temmuz’a kadar süren olayların ekonomik ve sosyal yönünü, AA muhabirine değerlendirdi.

Cumhurbaşkanı Ekonomi Başdanışmanı Cemil Ertem, Gezi olaylarının bir itiraz olmadığını, hatta bir muhalefet hareketi bile olmadığını belirterek, “Gezi gerici bir kalkışmaydı, gerici bir restorasyon denemesiydi.” ifadelerini kullandı.

2008’deki küresel ekonomik krize rağmen Türkiye’nin 2010, 2011 ve 2012’de ekonomik anlamda çok ciddi başarılar elde ettiğine dikkati çeken Ertem, şöyle konuştu:

“Hem ABD’de mortgage krizi, hem Avrupa’da da finansal çöküş olarak tezahür eden kriz, 2009’da tüm dünyada çok ciddi küçülmelere sebep oldu. 2009’da Türkiye’de de bir küçülme yaşandı ama Türkiye 2010-2011 yıllarında bu küçülmeyi hızlı telafi eden, hızlı bir büyüme trendine geçti. Bunda Türkiye’ye duyulan güven, Türkiye’deki siyasi istikrar ve o zaman AK Parti iktidarının Türkiye’ye yönelik yapacağı yatırımlar… İşte İstanbul Havalimanı’ndan tutun da enerji hatlarına ve hızlı ticari geçişlere kadar birçok projenin 2010 yılı itibarıyla startının verilmiş olması. 2009 küresel krizinden sonra bu, Türkiye’ye yönelik sermaye akımının hızlanmasını ve ilgiyi arttırdı. Türkiye’de 2010’da yüzde 8’lere varan çok yüksek bir büyüme yakaladık. 2011 seçimlerinde bu hızlı büyümenin etkisiyle AK Parti yine yüksek bir oy oranıyla iktidara geldi. Özellikle Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde ciddi bir ekonomik toparlanma sağlandı ve faizler düşmeye başladı.”

Gezi olayları öncesinde Türkiye’nin kredi notunun yükseltildiğini, bununla beraber Türkiye’ye ciddi bir sermaye akımı da başladığını hatırlatan Ertem, “Bütün bunlar 2013 yılına giderken, faizlerin hızla düşmesine yol açtı. Faizlerin hızla düşmesi Türkiye’yi hem küresel bağlamda hem de ulusal çerçevedeki yatırımcıların daha iştahlı yatırım yapmasına yol açıyordu. Gezi, 2013 Haziran’ında tam 8 yıl önce bu şartlarda Türkiye’ye karşı bir saldırıdır, en azından.” dedi.

Geçen sene vefat eden AK Parti Milletvekili de olan Markar Esayan ile beraber yazdıkları “Dünyayı durduran 60 gün” adlı kitabına da değinen Ertem, Gezi olaylarından hareket ederek Türkiye’nin o dönem ekonomi politikasını tarihsel bağlamda ele aldıklarını belirtti.

“Gezi gerici bir kalkışmadır”

Cemil Ertem, şu değerlendirmede bulundu:

“Merhum Markar’ın söylediği gibi ‘Gezi esasında gerici, imtiyazlı bir sınıfın imtiyazlarını kaybetmesinden kaynaklı bir gerici restorasyon kalkışmasıydı.’ Markar bu tespiti yapmıştı o zaman ki haklı olduğunu görüyoruz. Gezi bu ekonomik ve sosyal şartlarda oldu ve bu anlamda gerici bir kalkışmadır. Gezi’de rol alanların iddia ettikleri gibi ‘devrimci bir itiraz’ gibi ileriye dönük bir yanı yoktur. Gezi, Türkiye’deki uluslararası sermaye ile iş birliği yapan vesayetçi tekelci sermayenin, asker postallarıyla darbe geleneğiyle örülmüş, eski karanlık günlerine dönme arzusunun tezahürüdür.”

Ertem, Gezi Parkı odaklı olaylardan sonra Türkiye’de büyük projelerin hayata geçtiğini anlatarak, “İstanbul Havalimanı, TANAP, Türkiye’nin enerji habı olması projesi ve çevre yolları, üçüncü köprü, Londra-İstanbul-Pekin hattını birleştirecek ticari entegrasyonlar gerçekleşmiştir. Dolayısıyla Türkiye bugün savunma sanayisinde olsun, diğer alanlarda olsun dünyanın sayılı ülkeleri arasına girmiştir. Enerji olarak böyle, ulaşım olarak böyle ve sanayi olarak da böyle.” dedi.

“O dönem yeşil duyarlılığı olan ama ne olup bittiğinin farkında olmayan genç kitleleri ya da bir şekilde Türkiye’deki vesayetçi sistemde imtiyazlarını kaybetmiş kesimleri sokağa çekme doğrultusunda FETÖ bürokrasisi ve medyanın da büyük ölçüde katkısı olmuştur.” diyen Ertem, Gezi Parkı odaklı olayların Türkiye genelinde yaygınlaşmadığına dikkati çekti. Ertem, o dönem Başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Afrika dönüşü havalimanında yaptığı konuşma ve onu karşılayan halk kitlelerinin, Gezi olaylarına katılanlardan daha fazla olduğunu ve halkın büyük çoğunluğunun seçilmiş iradenin yanında bulunduğunu vurguladı.

Gezi olaylarında vesayetçilerin desteklediği eylemcilerin karşısında sokağa çıkmayan halkın, 15 Temmuz darbe girişiminde sokağa çıktığını anlatan Cemil Ertem, “Dolayısıyla Türkiye’deki vesayetçi sistemin artık son çırpınışı da Gezi’den sonra 15 Temmuz 2016’daki FETÖ darbe girişiminde bizzat halk tarafından bastırılmasıyla son bulmuş oldu. Bu anlamda 2013 Haziran’ındaki Gezi kalkışmasıyla 15 Temmuz 2016’daki FETÖ darbe girişimi arasında bir korelasyon vardır. Bunların merkezleri de saikleri de varmak istedikleri yer de aynıdır.” değerlendirmesini yaptı.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Cemil Ertem, Gezi olayları, 17-25 Aralık ve 15 Temmuz gibi kalkışmaları halkın bundan sonra affetmeyeceğini vurguladı.

“Gezi’yi amaçlayanların şu anda toplumda bir karşılığı yoktur”

Gezi olaylarını en iyi anlatan kitaplardan birini Markar Esayan ile birlikte yazdıklarını anlatan Ertem, “Gezi’yi amaçlayanların şu anda toplumda bir karşılığı yoktur ama amaçladıkları şey hala sürmektedir. Türkiye’yi tekrardan vesayetçi, küresel güçlerin emrinde bir ülke haline getirme amaçları her zaman sürmüştür, sürecektir ama bu amaçlarına hiçbir zaman varamayacaklarını da ben ilave etmek istiyorum.” diye konuştu.

“Kutuplaşmanın başlangıç noktası aslında Gezi’dir”

SETA Toplum ve Medya Araştırmacısı ve İbn Haldun Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ali Aslan da 28 Şubat sürecinden sonra AK Parti’nin 2002’de iktidara geldiğini hatırlatarak, sonraki 10 yılda hükümetin ciddi bir dirençle karşılaştığını, Cumhuriyet Mitingleri, 27 Nisan e-muhtırası, 367 krizi ve AK Parti’ye açılan kapatma davası gibi durumların yaşandığını, bunların Gezi eylemlerine benzer olaylar olduğunu kaydetti.

Gezi olaylarını, tüm bu süreçlerin devamı olarak okuduğunu belirten Aslan, şöyle devam etti:

“Çünkü daha önce cumhuriyet mitinglerine destek vermeyen sol-liberal gruplar bu sefer Gezi’ye destek verdiler. Böylece muhalefet bloğu genişledi. Orada HDP destekçileri yoktu. Çünkü o zaman Çözüm Süreci de devam ediyordu. Ama sonrasında ‘hayır biz orada bulunduk’ diyenler oldu. Mesela Aysel Tuğluk gibi. 2014 yılında işler bozulduktan sonra ‘fiziksel olarak olmasak da ruhen oradaydık’ dendi. AK Parti dönemini iki döneme ayırırsak, ilk dönemde bürokratik oligarşiye karşı verilen mücadele söz konusuydu. Gezi ile beraber ikinci safhaya geçtik. Artık AK Parti’nin muktedir olduğu yıllardı. Gezi de ikinci dönemin ilk yıllarında buna verilen bir reaksiyondu.”

AK Parti’nin 2008’li yıllarda bir açılım döneminde bulunduğunu, Kürtlere, Alevilere, gayrimüslimlere, Romanlara ve muhafazakarlara yönelik bir açılımının söz konusu olduğunu aktaran Aslan, “Bu süreç Gezi ile ilk defa kesintiye uğradı. AK Parti ile toplumun belli kesimleri arasında bir duvar örüldü. Bundan sonra ülkede kutuplaşmanın sert bir şekilde arttığını gördük. Gezi muktedire karşı verilen bir mücadeleydi. Kutuplaşmanın da başlangıç noktası aslında Gezi’dir. Ondan sonraki tüm süreçler de ona hizmet etmiştir.” dedi.”

“Gezi mite dönüştü”

Gezi olaylarının her ne kadar çevre duyarlılığı ile ortaya çıksa da imtiyazlarını kaybeden seküler orta sınıfın vermiş olduğu bir tepki olduğunu öne süren Aslan, şöyle konuştu:

“Yani buradaki meselemiz toplumun çevresinde bulunan kesimlerle geniş tarihi bir blok oluşturdu AK Parti. 1920’lerden beri ülkeye hakim olan o blokun yerini almış oldu ve dışında kalanlar 1920’lerden 2010’lara kadar ülkeyi yönetenler doğrudan veya dolaylı olarak işte bunun içinde medyası da akademisyeni de sivil bürokrasisi de iş dünyası da ordusu da yargı mensupları da vardır. Bunların hepsi kolektif bir şekilde bu iktidar değişimine tepki gösterdiler ve bu tepkinin adı Gezi’dir. Gezi, bundan sonraki süreçte bu toplumsal kesimlerin sürekli bir şekilde birlikteliğini sağlamak için vurgu yaptıkları bir mite dönüştü. Ondan sonraki etkisi ne oldu? Ülkede kutuplaşma sert bir şekilde ortaya çıktı. AK Parti toplumda normalleşmeyi sağlamaya çalışıyordu.”

You may also like...

Bir cevap yazın